beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Mahir ODABAŞI

facebook-paylas
O ÇOCUK!
Tarih: 17-01-2026 09:24:00 Güncelleme: 17-01-2026 09:24:00


Etrafta mis gibi çam, yemyeşil gürgen ve meşe ağaçları… İki taraflı dik yamaçların zemininde birleşen; hedefine varabilmek için durmadan akan, içerisinde kurbağaların saltanat sürdüğü, şarkılar söylediği ve yağan yağmurlarla birlikte çağlayan derelere gözyaşlarının da eşlik ettiği serin sular, Kızılırmak’a kadar uzanır.

Daracık dere kenarlarında söğüt ağaçları ve uzun yollardan sellerin getirdiği, kendine özgü kayaların oluşturduğu muhteşem bir manzara… İşte bu güzellik içinde hayata tutunmaya çalışan; köydeki kavga, gürültü ve dedikodudan uzak bir mekânda mesken tutmuş, kendi hâlinde bir aile…

Bir tarafta suyla çalışan karadeğirmen ve yamaçlardaki bağda kara üzümler… Bahçede her derde deva meşhur siyah Seki turpu; buharda pişebilecek kadar taze, lezzetli yeşil fasulyeler… Salata tabağının yarısını suyuyla doldurabilecek kadar iddialı, hormonsuz domatesler; salatalıklar, zehirsiz biberler…

Diğer tarafta yarısı açık ahşap evin ahırında anıran merkep, möleyen inek, vakitsiz öten horoz; bir yumurta için kırk defa gıdaklayan tavuklar… Kapı eşiğinde havlayan köpek, çardakta miyavlayan kedi… Ve her sabah kıble istikametinden doğup yeni bir hayatı müjdeleyen güneş…

Burası dağ köyünde bir yayla… Fakat öyle bir yayla ki, o çocuğun hayatı boyunca aklından hiç çıkmayan acı tatlı hatıraların arşivlendiği bir yayla… Yayladan köye ulaşım normal yürüyüşle bir iki saatlik mesafe ve 4–5 kilometrelik bir uzaklık… Köye gidiş dik, dönüş ise eğimlidir.

Zaman tüm hızıyla akıp gitmektedir ve buna en çok da evin küçük çocuğu üzülmektedir. Çünkü zamanın hızla geçmesi demek büyümek, büyümek ise okula gitmek demektir. Ara sıra annesiyle gittiği köydeki akrabalarının evinde, “Köye yeni öğretmen gelmiş, bebekleri çok dövecekmiş.” şeklindeki korkutmalar, bu tedirginliği içten içe tetikler.

Belki de bu yalan yanlış haberlerin etkisiyle, okula yazdıracaklar diye annesiyle köye gitmekten kaçınmış; “Ne olur beni göndermeyin.” diyerek eteklerine sarılıp ağlamıştır ama nafile… Okullar açılınca kalemsiz, deftersiz, önlüksüz kendini sınıfta bulur. Ancak hiç de korktuğu gibi olmaz; öğretmen dövmez. Böyle olunca okula yazılması bir yönüyle iyi olur. Çünkü yaylada arkadaşı; derede akan su, gölet yaptığı taşlar, ürküttüğü kurbağalar, atkuyruğundan kopardığı kıllarla kurduğu tuzaklarla yakaladığı masum minik kuşlardır. Okul sayesinde ise köydeki arkadaşlarıyla oynama imkânı bulacaktır.

Okulun açıldığı ilk günlerde bu durumu düşünüp sevinirken, diğer taraftan kendisini bekleyen tehlikeleri minicik yüreğiyle hayal ettikçe korkmaktadır. Tabii bunda haksız da sayılmaz. Şöyle ki:

• Kalemini, defterini unutan arkadaşları teneffüste koşup evlerinden alıp gelecektir; ama o çocuk, ailesi köyde olmadığı için bunu yapamayacaktır.

• Öğle tatilinde arkadaşları evlerine gidip yemeklerini yiyecek; ama o çocuk, annesinin akşamdan yufka ekmeğine sardığı pekmezli ekmeği sınıfta bir köşede yiyecektir.

• Özellikle kış aylarında ders bitimi akşam ezanına denk geldiğinde, hava kararacağı için o çocuk korkuyla koşa koşa ormandan evlerine gidecektir.

• O çocuk, korkudan yayladaki evlerine gidemediği zamanlarda, akşamın alaca karanlığında köydeki akrabalarının evinin önünden öksüre öksüre birkaç defa geçecektir ki sesi duyulsun da “Gitme, bu gece bizde yat.” desinler.

• O çocuk, karda kışta okula vaktinde yetişebilmek için sabah erkenden kalkacak; derelerde sulardan atlarken lastik ayakkabılarının içine su dolacak, sırtındaki örme kazağı sırılsıklam olacaktır. Sınıfa ulaşınca, üstünü başını kurutması için öğretmen onu soba kenarına oturtacaktır.

• O çocuk, zaman zaman yarım metreyi bulan kar yağışlarında korkudan iki üç ay okula devam edemeyecek ve derslerinden geri kalacaktır. Hatta köyde bazıları, sınıfta kalsın diye dedikodu yapacaktır.

• O çocuk, aynı sınıfta okuduğu teyzesinin oğluyla gündüz tartışıp akşam onların evine gitmek zorunda kaldığında utanacak, sıkılacaktır. Hele evde birilerinin “Niye kavga yaptınız?” sorusuna muhatap olursa, sofraya oturamayacaktır…

• O çocuk, köyde kaldığı gecelerde mehlelerde yapılan abartılı sohbetlerde; “Ayı gördüm, kurt gördüm, ezinci gördüm, cin gördüm.” türü konuşmaları dikkatle dinleyecek; ertesi gün o yollardan yürürken anlatılanları hayal edip, tabiri caizse aklı başından gidecektir.

O ÇOCUK, tüm bu sıkıntılara rağmen pes etmeyecek; dört yıl boyunca yayladan köye okula gidip gelecektir. Beşinci sınıfı ise anadan babadan ayrı, bir yakınının yanında Çankaya’da bir ilkokulda bitirecektir. Ankara’nın merkezi sayılan, Süleyman Demirel’in mahallesinde okusa da köyünü, yaylasını, anasını babasını unutamayacaktır.

Bir gün okuldan eve giderken gördüğü 19 plakalı bir aracın başından ayrılamayacaktır. O plakaya bakacaktır… Bakacaktır… Ve tabiri caizse, baktıkça o plakada köyünü, arkadaşlarını, annesini, babasını, tavuklarını, kedilerini, köpeklerini; velhasıl memleketini görecektir…

Netice-i kelam; “Anı, ölümün elinden bir şeyler koparmaktır.” sırrınca, O ÇOCUK bugün köyünü ve yaylasını asla unutamayacaktır. Mazinin sıkıntılarını, acılarını ve sevinçlerini; zamanın çocuklarına belki ders olur niyetiyle bazen kalemle, bazen kelamla aktarmaya çalışacaktır… Tırnaklarıyla bir yerlere gelecek ve altıncı, yedinci kitaplarını okuyucularıyla buluşturmak için emek verecektir…

*

Hayat bu;

Kimi orak tarlasında,

Kimi baba villasında doğar.

Doğar doğmasına da,

Bazen hayatın cilvesi midir bilinmez;

Orak tarlasında doğan şükrederken,

Baba villasında doğan isyan eder!

“Her şey var, bir şey yok;

Stresteyim dostum, streste…”

Misali, mutlu olamaz.

 

 





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI