beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Mahir ODABAŞI

facebook-paylas
CÜNEYT ÖZDEMİR VE ZEKİ HOCA
Tarih: 14-01-2026 09:08:00 Güncelleme: 14-01-2026 09:08:00


Kıymetli okurlarım, bugün sizlere 05.01.2026 tarihinde annesinin vefatı ve Çorum’da defnedilmesi vesilesiyle ilimize gelen, Akşemseddin Camii’ndeki cenaze merasiminde, en acılı ve hüzünlü anda cami görevlisi Zeki Hoca’nın vaazı ve naifliğiyle ilgili yaşadıklarını YouTube’da bir video ile paylaşınca Türkiye gündemine düşen konudan bahsedeceğim. Ümit ederim, zevkle okursunuz.

Önce Cüneyt Özdemir kimdir? Kısaca kendisinden bahsedeyim. Ankara doğumlu ama Çorumlu bir ailenin evladıdır. Gazeteci, televizyon sunucusu (30–35 yıl öncesinden heyecanla konuşan bir gazeteci olarak hafızamda), yapımcı ve yazardır. Türkiye’de uzun yıllardır hem televizyon hem de dijital medya alanında tanınan bir medya profesyonelidir.

1990’lı yıllarda, bizim yaşlardakilerin merakla takip ettiği 32. Gün programında Mehmet Ali Birand ile çalışarak gazeteciliğe adım atmıştır. Daha sonra CNN Türk’te yer almış ve 5N1K programını hayata geçirmiştir. Savaş muhabirliği yapmış, Kanal D Ana Haber Bülteni’nde sunuculuk görevinde bulunmuştur. Kariyeri boyunca kitaplar yazmış, belgeseller ve programlar üretmiş, medya yapımcılığı da yapmıştır. Son yıllarda YouTube gibi dijital platformlarda canlı yayınlar, analizler ve tartışmalarla geniş kitlelere ulaşmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Anadolu’nun bağrından çıkmış, ünlü bir gazetecidir.

Bu arada, böyle ünlü bir gazetecinin Çorumlu olduğunu ben bilmediğim gibi çevreme sorduğumda bilen de olmadı. Keşke temeli Çorum’a dayanan ünlü isimler öğrencilerle, gençlerle buluşturulsa; (Kitap fuarında Osmancıklı ünlü yazarın Osmancıklıların bilmediğine şahit oldum) akabinde –ön tekerleği arka tekerlek takip eder- o mecrada birkaç gencin elinden tutup onların da zirveye doğru yönelmelerine vesile olunsa… Kazanan kim olur? Elbette Çorum olur; tabii vefayı unutmamak kaydıyla.

YouTube kanalında “Annem Hamiyet Özdemir’e veda” notuyla duygusal bir yayın yapan Cüneyt Özdemir, öğle namazı öncesinde vaazını yaklaşık 10 dakika dinlediği cami görevlisi Zeki Akbatu Hoca’dan övgü dolu sözlerle bahsetmişti. Cüneyt Özdemir’in bu sözleri üzerine herkes Zeki Hoca’yı konuşmaya başladı.

Öncelikle annesi Hamiyet Özdemir’e Allah’tan rahmet, ailesine sabr-ı cemil diliyorum. Geçen yıl bu zamanlar annesini kaybetmiş, biraz da anneci bir evlat olarak anne kaybetmenin ne demek olduğunu belki de en iyi idrak edenlerden biriyim. Diğer taraftan, makamı ve mevkii ne olursa olsun sevdiğini kaybeden insanın ilk konuşması çok önemlidir; çünkü o konuşma kalptendir. Onda riya, gösteriş, abartı yoktur. Tabiri caizse selin önündeki kütük gibidir; tamamen doğal gelişir.

Ayrıca insanın en değerlisinin musallada yattığı o anlar, insanın en zayıf olduğu anlardır. Heybesi dolu, kelamı naif bir din adamı bu anı çok güzel değerlendirebilir. Kırk yılda anlatamadığını on dakikada anlatabilir. Hele hele cenaze başında uzun ve klasik nasihatler yerine, merhumun ya da merhumenin yakınlarının ve dostlarının gönül dünyasına dokunacak; akşam başını yastığa koyduğunda tefekkür ettirecek az ve öz bir iki cümle çok daha etkilidir. Olması gereken de budur.

Özellikle imamlar, vaizler, müftüler, müdürler, uzmanlar, eğitimciler vb. her an cebinde (hafızasında) en az 20–30 dakika konuşabilecek şekilde etkileyici bilgi notları bulundurmalıdır. Beklenmedik bir zamanda beklenmedik bir cemaat veya dinleyici gelebilir; bu da büyük bir fırsata dönüşebilir. Yukarıda ifade ettiğim gibi, yıllardır duyuramadığını dakikalar içinde dünyaya duyurabilir. Hiç beklenmedik insanlar caminin müdavimleri arasına katılabilir. Veyahut bir açık oturumda imamlara yüklenildiğinde, “Durun bakalım, ben bizzat gördüm; sizin bildiğiniz gibi değil.” dedirtebilir. Bunun örnekleri çoktur.

Daha çok Diyanet personeline ve hayali olan genç memurlara hitaben kaleme aldığım Hayallerin Peşinde – 1 kitabımda bu konulara özel bölümler ayırdım. Hayali olan herkesin okumasını tavsiye ediyorum.

Cüneyt Bey paylaşımında özetle şunları söylemiştir:

“Annemizi öğle namazında Akşemseddin Camii’nden kaldırdık. Öncelikle bizi bu acılı günümüzde yalnız bırakmayan, tanıyan tanımayan herkese kalbi teşekkür ediyorum. Çünkü insanın böyle zor anlarında ‘Acılar paylaşıldıkça azalır, güzellikler paylaşıldıkça ziyadeleşir.’ sırrınca; eşten dosttan gelecek bir telefonla, bir mesajla acısı geçmez ama birazcık azalır.

Bu arada namaz öncesi yaklaşık 10 dakika cami imamının (Zeki Hoca’nın) yaptığı konuşmayı dinleme fırsatım oldu. Uzun zamandır bu kadar aydın bir hocaya denk gelmedim. Televizyonlarda, medyalarda medyatik hocalar vardır; lakin Anadolu’nun göbeğinde, Çorum Akşemseddin Camii’nde bu kadar aydın, İslam’ı güzel anlatan, herkesi kucaklayan, kimseyi ayrıştırmayan bir hoca gördüm. İtiraf edeyim, bu tür hocalara hasret kalmışız. İsmini öğrenemediğim bu hocayı tebrik ediyorum. Cenazemizle ilgilendi, ardından taziyeye de geldi. Bunun için ayrıca teşekkür ediyorum.

Ölüm herkesi eşitliyor. İnsanlarla kavga ediyorsun, birbirini kırıyorsun; zaman geliyor ölüyorsun ve hepsi bitiyor. Annem son yıllarda Alzheimer ile mücadele ediyordu. Çok zor bir hastalık… Dolayısıyla aile için de bir sınav oluyor. Kelimeler azalıyor, duygular çoğalıyor. Evladını bile tanıyamıyor; sonra bir bakıyorsun, bir gülümseme dünyaya bedel oluveriyor. Annemiz bize, zorluklarda hep sabrı ve sükûnetle güçlü kalmayı tavsiye etti. Çorumlu, memur bir ailenin çocuğuyum. 14–15 yaşlarına kadar bağları koparmamak adına Çorum’a gelip giderdim. Maalesef 40 yıl sonra, annemin vefatı dolayısıyla gelmek nasip oldu. Keşke yaşasaydı da anılarda kalsaydı…”

Ben de Cüneyt Bey’in bu söylemini sosyal medya sayfamda yorumladım. Ardından baktım ki konu tüm sitelere haber olmuş; “Herkes Zeki Hoca’yı konuşuyor.” Sosyal medyada yüz binlerce kez okunmuş.

Peki, Zeki Hoca kimdir? Zeki Hoca, Çorum Merkez Akşemseddin Camii’nde görev yapan; zaman zaman arkasında namaz kıldığımız, sohbet tarzındaki vaazını zevkle dinlediğimiz, heybesi dolu, dili naif, gördüğünde tebessümle selamını aldığımız bir hocadır. Yurt dışında görev yapmış, ufku açık ve çok kitap okuyan biridir.

Aslında Anadolu’da, farklı birimlerde, farklı kurumlarda ve alanlarda ne değerler, ne cevherler vardır; ama çoğu zaman gün yüzüne çık(a)maz. Bazen ta uzaklardan birileri fark edince gündem olur. O zaman da belki geç kalınır. (Ya git de bilem kıymeti ya öl de bilem kıymeti / Asıl olan var iken bilebilmektir kıymeti)

Eski müftü, vaiz ve belediye başkanı (Samsun’un ilçesinde) Şahin Keskin Hoca’nın şu sözü meşhurdur: “Samsun’da yıllarca vaizlik yaptım. Hiçbir Ramazan’da, mübarek gün ve gecelerde cehennemden bahsetmedim; hep cennetten bahsettim. Ramazan’da Allah cehennem kapılarını kapatıyor, bizim hocalar açacağız diye uğraşıyor. Hatta bu tür konuşmamdan ötürü birçok insanın hayatının değiştiğine şahit oldum.” (1985-Kastamonu semineri)

Bu kuruma yabancı olmayan biri (o nedenle rahat yazıyorum) olarak, kendi adıma merkezi vaazlardan çok bireysel vaazların etkili olduğunu düşünenlerdenim. Neden mi? Öncelikle görevli, kendini hazırlamak zorunda kalır. Şimdiki görevlilerin çoğu üniversite mezunu, hatta birden fazla diplomaya sahip olanlar vardır. Kitap okurlar. Akabinde cemaatin durumuna göre, lisan-ı kibarla, artıları ve eksileri sohbet edasında anlatırlar; göz teması kurarlar.

Size bir örnek vereyim: Sivas’ta bir vatandaş, husumetli olduğu şahsı öldürmek için cebine bıçağını koyar. O gün cumadır. “Namazı kılayım da öyle öldüreyim; cezaevine girersem bir daha cuma namazı kılamam.” der. Gittiği camide imam vaazında şu ayeti okur: ‘’Bir cana kıymanın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmanın cezası olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.  Kimde bir canı kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. ‘’ (Maide Suresi /32) İmam bu ayeti örneklendirerek, özellikle o vatandaşın gözlerinin içine bakarak anlatır. Sonuç mu? Katil adayı, namaz sonrası başını öne eğer ve imamın ellerine sarılır: “Vallahi de yapmayacağım, billahi de yapmayacağım.” der. İmam şaşırır: “Ne yapmayacaksın?” diye sorar. Vatandaş cevap verir: “Hocam, sen anlatırken hep gözümün içine baktın. Nereden bildin benim niyetimi?”

Özetle; özellikle merkezi camilerde ve yol güzergâhındaki camilerde görevli personel çok önemlidir. Kılık kıyafet, sevgi diline dayalı iletişim büyük rol oynar. (Trabzon’dan İstanbul’a giden bir vatandaşın, “Şu yol kenarındaki caminin imamı hoşuma gitmişti, molayı orada verelim.” demesi boşuna değildir.) Yoldan geçerken camiye girmese bile minareyi görüp WC’sine uğrayan birinin, orada duyacağı bir cümle ya da görevlinin iyi bir iletişimi—bir tebessümle “Hoş geldiniz”, bir bardak çay, cenazeye gidiyorsa taziyesi veya ‘’fisebilillah bir Yasin okuyayım.” demesi—hayatlarını değiştirebilir. Bunun örneklerini zaman zaman sosyal medyada görüyoruz.

Çünkü şimdiki gençlik eski gençlik değildir; belki ailede görmemiştir, okulda görmemiştir, arkadaş grubunda görmemiştir. Sosyal medyanın yalan dolan söylemleriyle yetişmiştir. Dolayısıyla bir kelimeyle dinden, Diyanet’ten, camiden soğumaya da meyillidir; buna mukabil caminin müdavimleri arasına girmeye de meyillidir. Ne mutlu sevgi dili ile el uzatanlara ve o elin kadri kıymetini zamanında bilip tutanlara…

Başınız sağ olsun Cüneyt Bey.

Tebrikler Zeki Hoca…

Sayınız ziyade ola.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI