Alma verme dengesi bir evren yasasıdır. Ve dünya bu düzen üzerine kuruludur. Alıp verdiğimiz nefes bunun en somut örneğidir.
Anadolu’da hep şöyle serzenişler duyarız; Saçımı süpürge ettim ama değerimi bilmediler gibi...
İşte bu acı serzenişin nedeni Almayı bilmeyip hep verici olmamızdan kaynaklanıyor. Sattığınız malın, yaptığınız işin karşısında para alışı her zaman dengede olmalıdır. Terazinin kefesini kendi isteğiyle bozan, almayı bilmeyen ama vermeyi seven insanlar var. Onlar hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş gibi davranır ve karşıya sonsuz vericilik yaparlar. Aslında bunun içinde sevin beni, bana ihtiyaç duyun vardır. Bu durum beraberinde dengesizliği ve ruhsal rahatsızlıkları getirir.
Alma verme dengesi insan hayatında basite alınamayacak kadar önem taşır.
Hayata ne verdiğinizde önemlidir. Çünkü onu alırsınız.
Ne ekersen onu biçersin misali.
Bazende verdiğimiz şeylere odaklanırken aldığımız şeyleri de görmeyiz. Şükretmek terazinin kefesine koyacağımız en güzel ağırlıktır.
Diyorum ki duygularımız ücretli olsaydı "özveri" konusunda böyle harvurup harman savurmaz, büyük hezeyanlara uğramazdık.
"Özveri" kelimesi yerinde ve dengede kullanıldığında güzel.
Sanırım bu kelime narsistler, yada açık göz insanlar tarafından inşâ edilip, normalleştirildi.
Ezbere yaşayan bir toplum olarak "farkı farketmek adına" bilinçlendirme, farkındalık konusunda projeler, söyleşiler yapılmalı.
İnsanlar hiç hız kesmeden duygularından, kendinden, düşüncelerinden, hayatından, gününden, emeğinden, sevgisinden, vaktinden en önemlisi sağlığından ödün vermeye devam ediyor.