beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Naci ÖZKAN

facebook-paylas
BEN DEĞİŞMEDİM
Tarih: 17-09-2026 09:08:00 Güncelleme: 17-09-2026 09:08:00


Her şey yeni belki; arabam, romanım, yollarım, hayallerim…

Hastalıklarım da yeni sayılır; prostatım, tansiyonum, kalbim…

Hatta beyazlaşan saçlarım…

İnsan bir yaştan sonra hayatına giren yenilikleri sadece sevinçlerle saymıyor demek ki. Bir yanda yeni bir araba, masanın üzerinde tamamlanmış bir roman, önümde hâlâ gitmek istediğim yollar… Öte yanda bedenin sessizce hatırlattığı gerçekler.

Kalp başka konuşuyor artık.

Tansiyon başka.

Beden, insanın unuttuğu zamanı usulca önüne koyuyor.

Ama ben eski ben.

İçimde hâlâ yıllardır susturduğum o adam var. Herkes beni sakin sanırken içinde fırtına büyüten, sustukça derinleşen, kırıldıkça sertleşen, düştükçe yeniden ayağa kalkan o adam…

Ben değişmedim.

Sadece sustum.

Ve insanlar, suskunluğu çoğu zaman değişmek sandılar.

Oysa içimde kaç yangın söndü kimse bilmedi. Kaç gece kendi küllerimin başında oturdum, kaç sabah hiçbir şey olmamış gibi kalkıp hayata karıştım… Kaç defa yıkıldım da enkazımı kimseye göstermeden yeniden ayağa kalktım.

Şimdi bakıyorum; önümde yeni yollar, elimde yeni anahtarlar, masamda yazdığım bir roman…

Güzel.

Ama bunların hiçbiri beni ben yapan şey değil.

Benim asıl servetim, hâlâ içimde taşıdığım o ateş.

Çünkü bazı insanların hayatı takvimle ölçülmez. Onların yaşı, atlattığı fırtınalarla ölçülür. İçinden geçtiği karanlıklarla, göğsüne gömdüğü acılarla, kimse duymasın diye içine haykırdığı çığlıklarla…

Ben de öyle yaşadım.

Bazen hayat üzerime bir tufan gibi geldi. Önüne ne koyduysam aldı götürdü. İnandıklarımı, güvendiklerimi, beklediklerimi…

Ama beni götüremedi.

İşte bütün mesele bu.

Ben hâlâ buradayım.

Üstelik eskisinden daha sessiz ama daha derin bir ateşle.

Çünkü insan gençken öfkesini bağırır. Yaş aldıkça öfkesini içine gömer. Ve gömülen her şey ölmez.

Bazısı kök salar.

Bazısı kor olur.

Bazısı da günü geldiğinde aleve dönüşür.

Benim içimde hâlâ o alev var.

Ama benim içimde kopan her fırtınanın adı aşk değil.

Bazen geçen yıllardır. Bazen yetişemediğim bir hayal. Bazen dönüp baktığımda artık yerinde olmayan insanlar, sokaklar, sesler… Bazen de aynaya baktığımda hâlâ tanıdığım ama eskisi kadar kolay konuşamadığım kendim.

Ben sevgimi eksiltmedim.

Tam tersine, hayatım boyunca bazı şeyleri çok sevdiğim için bu kadar derinden yaşadım her şeyi. İnsan sevince yalnız bir kişiyi sevmez; onunla kurduğu evi, geçmişi, çocuklarını, hatıralarını, aynı masada geçirilen sessizlikleri, birlikte yaşlanmanın ağırlığını da sever.

Ama insanın içinde sadece huzur yoktur.

Bir yangın da vardır.

Ben o yangını yazıyorum.

Kimseyi aramıyorum satırlarımda. Kimseye gitmiyorum. Kimseyi çağırmıyorum.

Ben sadece içimde yıllardır kapalı duran kapıları açıyorum.

Ben zaten sağa dön,  sola dönme denilecek bir adam tipi değildim hiç bir zaman. Çünkü bazı duygular söylenmezse insanın içinde taş olur. Ben onları cümleye çeviriyorum.

Hepsi bu.

Beden bazen “yavaşla” diyor.

Ruh ise hâlâ “daha bitmedi” diye bağırıyor.

Belki yaş almak tam da budur; insanın bedeniyle ruhunun aynı yaşta olmadığını fark etmesi.

Aynaya bakıyorsun, yılları görüyorsun.

 

İçine bakıyorsun, hâlâ yangın.

İşte ben biraz buyum.

Yeni bir arabanın direksiyonunda, yeni bir romanın son sayfasında, yeni yolların eşiğinde…

Ve yanı başımda bana zamanı hatırlatan birkaç hastalık.

Ama içimde hâlâ eskimemiş bir şey var:

Yaşama isteğim.

Hayata kızgın değilim.

Ama hesaplarım var.

Kendimle, zamanla, yarım bıraktıklarımla…

Henüz söylemediğim sözlerim var. Yazmadığım cümlelerim, gitmediğim yollarım, dokunmadığım hayatlarım var.

Kimse bittiğimi sanmasın.

Ben daha başlamadım bile.

Çünkü bazı insanlar yaşlandıkça söner.

Bazıları ise yıllarca için için yanar…

Sonra bir gün, herkes ateşin bittiğini düşünürken bir bakarsın:

Dağ yeniden konuşmaya başlamış.

İçimdeki o dağ hâlâ canlı.

Küllerin altında kor, korların altında yangın, yangının altında yıllardır bekleyen bir ben var.

Ve artık biliyorum:

İnsan bazen hayatının en büyük fırtınasını dışarıda değil, kendi içinde koparır.

Dışarıdan sessiz görünürsün.

Ama içinde denizler kabarır.

Gökyüzü yarılır.

Toprak sarsılır.

Ve kimsenin duymadığı bir ses haykırır:

“Ben daha buradayım.”

Evet…

Arabam yeni olabilir.

Romanım yeni olabilir.

Yollarım yeni olabilir.

Hastalıklarım bile yeni olabilir.

Ama ben eski ben.

O eski inat.

O eski yürek.

O eski ateş.

Sadece artık daha derinde yanıyor.

Ve belki de yazarken bu kadar sert, bu kadar derin, bu kadar fırtınalı olmamın sebebi şudur:

Ben hayatı hep biraz fazla hissettim.

Ama sevdiğim yeri hiç şaşırmadım.

Çünkü derinde yanan ateşin bir huyu vardır:

Geç parlar…

Ama parladığında geceyi gündüze çevirir.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI