Şirine kim haber verecek şimdi?
Dadının bedenini, 10 kese altının heyecanı sarmıştı!..
Nöbetçiler tersledi,
“Ne oldu, ne işler çevirirsin yine kocakarı” dediler.
Oralı bile olmadı, “Sultanım bekler beni” dedi,
Girdi divana, eğdi boynunu” Sultanımmm” dedi.
“Yinemi sen, ne istersin yine” diye azarladı Mehmene Banu.
“ Ne isteyim gül Cemalinizi görmek,
Sesinizi duymak bana yeter de artar bile Sultanım.
Fakat ben sözümü tuttum, Ferhat’ı durdurdum,
Sizde sözünüzü tutun Sultanım”
“Neeee! Nasıl durdurdun Koca abdalı!
Heyhatt nöbetçiler tez elden ulak salın Pont dağına,
durum bildirsinler bana”
Sultan heyecanla, oturdu tahtına.
Ulaklar gittiler, tez elden geri geldiler.
“Dadı doğru söyler, Ferhat canına kıymış Sultanım” dediler Ulaklar.
İnanamadı Mehmene Banu
“Ya şimdi ne yapıcaz, Şirine nasıl söylenecek, kim söyleyecek bu uğursuz haberi”
Sultan dadıyla göz göze geldiler,
“ Ben söylerim Sultanım. Amma!…”
“ Ne ammaaa. Ne istiyon yine meymenetsiz Dadı?”
“Ne olsun Sultanım, iki kese altın daha isterim”
“ Veznedar divana” diye gürledi Sultan.
Veznedar kaftanının önünü bir birine kavuşturdu
“Emredin Sultanım “dedi
“Bu kocakarı sözünü tutmuştur, 10 Kese altın veresin…
Amma iki kese altın daha ister,
sözünü tutarsa ben emredende iki kese altın daha veresin”
“Emriniz olur Sultanım, ne söylerse sultan söyler, güzel söyler.”
Dadı önde, veznedar arkada çıktılar divandan.
“Akşam Hazine kapısına gel, altınlarını al Dadı” dedi yürüdü Haznedar.
“ Sen onu oniki yap yiğidim, ben sözümü tutarım…” dedi dadı, yürüdü Şirinin odasına doğru.
Kapıya vurdu, seslendi.
Yanıt gelmedi makamdan.
Bir daha seslendi, baktı seslenen yok, itti kapıyı, girdi içeri.
Şirin Sultan Pont dağına kulak kesilmiş, hiçbir şey duymuyordu.
“Sultanımmmm” diye derin bir iç geçirdi dadı.
İrkildi, döndü yalvarırcasına
“ Dadım, dadım; Pont dağından külüng sesi gelmiyor.
Sen duyuyormusun?” dedi
Aacınırcasına, üzgün.
“Ah benim gül yüzlüm, ayın 14 ü gibi güzel kızım.
Canımın can paresi, yüreğimin bir tanesi Sultanım” dedi sesi alçaldı.
Kafası önünde , kısık sesle
“ Tabi sen duymamışsındır zahar.
Ah kızım, nasıl desem ki bilemedim”
Divandan kalktı, heyacanla tuttu omuz başlarından.
Salladı dadıyı Şirin Sultan..
“ Neyi duymamışım ben”
“ Neyi olacak ah benim kuzum, Ferhat canına kıymıştır.
Özlemine dayanamamış, şimdi uzanmış yatıyor suyunun yanında”
“Sen ne dersin dadı, nasıl kıyar canına, canımın cananı, Yiğidim”
“İnanmazsan git bak, Suyun yanına”
İnanmadı, inanamadı Şirin Sultan.