Seveni, sevdiğine kavuşturmak…
Yalnız gecelerin sessizliğinde,
yıldızlar birbirlerine göz kırparken;
Ferhatın Külünk sesi ,
Pont dağında uğultuya dönüşüyor, Amasyalıları uyutmuyordu.
Fakat Şirin için dayanılmaz güzellikte bir ninni sesi gibiydi.
İdarenin verdiği ışık süzmesinde, gecenin ay yüzü olarak
Tüm Amasya dan görünen Kızlar sarayının penceresinden,
Pont dağına bakıyordu.
Emir buyurdu:
“ Seyis Divana diye bağırdı”
Nöbetçiler önce irkildi,
sonra bir çırpı At tavlalığına doğru seyirttiler,
Kovanlık, Kümesler, ağıl derken At ahırına yanaşınca,
Nöbetçi barınağa doğru bağırdı;
“ Ali Seyis tez gel hele, Şirin Sultan seni çağırır”
Kaşağıyı özenle tezgaha koyarak,
Önce eli- yüzünü yıkadı.
Kaşağı sırasında oluşan tozlardan kurtuldu,
Urbalarını değiştirdi, peşkurla yüzünü gözünü sildi,
Babasından yadigar, Sivas kemik tarağıyla saçını taradı,
Aynada, İdare ışığının gölgeliğinde bir daha baktı kendine.
“Bırak karı gibi süslenmeyi, Şirin Sultan seni bekler,
Işmarı yiyecen şimdi, hadi Seyis Ali, davran!...”
Gülümsedi Ali, Lavanta tasından bir avuç aldı, yüzüne, boynuna sürdü,
Urbasına elini kuruladı.
“ A ağam, sultan huzuruna hayvan damı pisliği ve kokusuyla mı çıkayım?”
Hızlı adımlarla, koşarcasına saraya doğru yürüdü. Nöbetçi ardından seyirtti.
Şirin Sultanın divanına durdu.
“ Emredin Sultanım”
“Atımı hazır et Ali Seyis, yarın seher vakti avlaklığa gideceğim.
Sadaklığımı , oklarımı ve yayımı da hazır et”
“Emrin olur Sultanım, Hangi atınızı hazır edeyim”
“ Hangisi olacak tabiki, alnı yıldızlı Dorumu!...”
“ Emrin olur Sultanım, Akşamdan hazır ederim”
Ahıra indi Seyis Ali.
Doruyla Göz göze geldiler.
Mutlu bir kişneme sesi duyuldu.
“Hadi bakalım, anladın zahar, Şirin Sultanımızı yarın avlaklığa,
Ferhatımıza götür.”
Doru’yu yeniden tımar etti, sultanlık eyerini yerleştirdi,
Sadaklığı ve okları elden geçirdi, yayın kirişini ve gerginliğini sağlamlaştırdı,
Eyere astı, yıldızını okşadı;
“Hadi bakayım yolunuz açık olsun,
Kavuştur seveni sevdiğine………