Yanarım yar ben yanarım!...
“ Ferhatttttttttttttt,
Canımın canı,
Yiğidim, aşkım. Birtanem.
Neylerim ben neylerim.
Sensiz neylerimmmmmm.
Ferhattttttttt.” Çağrışarak kapaklandı Ferha’a Şirin Sultan.
İçten içten ağlayarak, doğruldu.
Sonra yakardı yaradanına
“ Ey ulular ulusu Allahım.
Madem bu yalan dünyada kavuşmamız haram oldu bize,
O zaman ahiretinde buluştur bizi “ dedi Şirin Sultan,
Yürüdü Pont dağına doğru.
Pont dağının zirvesinden baktı Ferhatına.
Nerden geldi ise Dadı yetti,
“ Sultanım, canım, kuzum,
Oğlumun çiğdemi neylersin,
Derdin nedir?
Değermi ha söyle değermi!...
Bu ipsiz, kuru kara soyka için canına kıyma kızım.
Değermi ha!...”
“ Sen ne dersin dadım, senin kuru soyka dediğin,
Benim yiğidim, benim aslanım,
Sol yanımın hükümdarıydı.
Şimdi ben neylerim, Ferhatsız bir dünyayı.”
Döndü baktı Ferhata doğru.
“ Ferhatımmmmmmmmm” diye bıraktı kendini,
Pont dağının zirvesinden, Ferhata doğru bedenini.
Son bir hamle yaptı,
Ferhatının elini tutmak için.