SENİ SEVİYORUM DİYEBİLMEK….
Alaca karanlıkta kalktı Şirin Sultan.
Yavuklusuna gitmenin dayanılmaz duyguları ve mutluğu içinde,
Giyindi, alımlandı, kokularını süründü.
Uçarcasına saraydan ahıra gitti.
Doru Şirin Sultanı ayak sesi ve kokusundan tanımıştı.
Mutluluk ve sevinç çığlıkları gibi kişnemeye,
ön ayağını eşinir gibi tepinerek vurmaya başladı.
Şirin Sultan yanaştı, Dorunun başını okşadı, yıldızına elini sürdü.
“Ferhatımın emaneti, hadi bakalım götür beni avlaklığa “dedi.
Yayını, okunu, sadaklığını, kılıcını kontrol etti.
Atladığı gibi atın terkesine, mahmuzladı.
Kimse duymadı, kimse bilmedi, kimse görmedi.
Ay ışığında bir atlı Pont dağına doğru dört nala gidiyor dediler.
Pont dağının zirvesine vardığında, Ferhatının sülyetini gördü Şirin Sultan.
“ Ah benim yiğidim, kara yağız delikanlım.
Bir kez olsun sevdiğim diyemediğim,
Bir kez olsun koklayamadığım,
Bir kez olsun koklayıp da saramadığım,
sarıp da doya doya öpemediğim yiğidim,
Bilirim ve inanırım ki
Bu suyu halkına ulaştıracaksın,
Beni de sana kavuşturacaksın.
Yüreğimin en derin duygularıyla öpüyorum seni canımın içi, birtanem!....”
Dorunun başını çevirdi Şirin Sultan, dehledi avlaklığa doğru.