Ve de Bende seni diye duymak…
Kaldırdı külüngü, vurdu Pont dağının böğrüne Ferhad,
Nereden bilsin garibim,
Yol verdi suya.
Birden irkildi, Kuşlar uçuştu çalılıklardan, bir at kişnemesi duyuldu uzaktan.
İrkildi Ferhat, bıraktı külüngü yere, baktı Pont dağının doruğuna doğru.
Bir tebessüm, bir bakış, bir umut
“Dorumun sesi bu”
Sonra bir dizini vurdu yere, getirdiği sudan bir avuç aldı çarptı yüzüne Ferhat
Gecenin tozu, teri kanı çamura döndü yüzünde.
Sonra bir daha, bir daha, birdaha yüzüne çarptı suyu, yıkadı yüzünü.
Çıkardı göyneğinin ucunu tuttu, sildi yüzünü Ferhat.
Sonra diğer dizini de vurdu yere,
Yakardı yaradanına
“Ey yüce rabbim bilirim ki, sen büyüksün
ve bir gün bu emanetini de benden alacaksın.
Tek dileğimdir ki, Şirinimin elinden bir damla su içmeyi nasip eyle,
Al emanetini benden”
Sonra eğildi, bir avuç su aldı, getirdiği sudan,
Ve Şirininin elinden içercesine içti doya doya.
Sonra da Anasının gönderdiği azıktan bir parça aldı.
Yareni geldi, kağnıyı yüklemiş Tuğla Kapaklarıyla
“Kolay gelsin hısımım, yavaş dur hele,
Kadıncıkana sana bol haşlanmış yumurta, Yağlı, peynir katıklık gönderdiydi.
Birlikte aş eyleriz.”
Sarıldılar kardeşçesine.
“ Sağolasın Velim, hoş sefa gelmişsin”
Oturdular, yediler, içtiler.
Veli gözüne Baktı Ferhatın:
“Bunca zorluğa değiyor mu Ferhat’ım?”
Yarenine baktı, tebessüm etti Ferhat
“Ah bir bilebilsen,
Yarin, sevdiğine, yavukluna
SENİ SEVİYORUM DİYEBİLMEK….
Ne büyük bahtiyarlıktır.
Ha birde sevdiğinden, bir gün. bende seni seviyorum AŞKIMMMM
Duyabilme özlemi, hayali bir ömre bedel Yoldaşım, sırdaşım.”
“Ne güzel, ne güzel sevdiğinin olması ne güzel Ferhat’ım”