manın farkı ve büyüklüğü burada ortaya çıkmakta.
6-8 Ekim’de Kobani protestosu için halkı sokağa döken ve 50 nin üzerinde insanın ölümüne neden olan o çağrıyı yapan erkek eşbaşkan, savunmamama rağmen toplumun verdiği reaksiyonla ve toplum psikolojisi ile kendi binaları yakılırken samimiyetsiz bir ifade ile biz kardeşiz, barış istiyoruz diye çığlık çığlığa bağırıyor.
Kimsenin yaşamaması gereken bir acı olan, 14 yaşında bir çocuk kalabalıktan gelen bir kapsül ile öldürülürken, dünyayı ayağa kaldıran, Hrant Dink öldürüldüğünde hepsi Ermeni olan beyni kiralık kalem ve siyasetçiler, 6-8 Ekim olaylarında kurban dağıtmaya çıkan 16 yaşındaki bir çocuğun beyni sokağa akıtılarak bilinçli olarak öldürülmesine söyleyecek bir kelamları ve yazacak bir cümleleri yoktu. Evet doğruydu siz gerçekten Ermeniymişsiniz. Bunu bir milleti aşağılamak için söylemiyorum ama bize acılar yaşatan acımızdan zevk alan bir milleti tanımlamak için kullanıyorum.
Yine aynı erkek eşbaşkan çıkmış, milyonlarca insanın gözü önünde , “barikattaki insanların elinde hafif silahlar var, onlar o hendeklerle kahraman direnişi sürdürecekler” diye utanmadan, sıkılmadan gözümüze bakarak kin kusuyor. Neymiş onların elinde hafif silahlar varmış da, devlet oraya tankı, topu ile gidiyormuş.
Ya Allah aşkına siz bizim zekamızla alay mı ediyorsunuz, yoksa sabrımızı mı deniyorsunuz? Biz seninle veya çakallarınla terörle mücadele ederken, aynı silahlarla karşılık vereceğiz diye sözleşme mi yaptık? Meydana çıktıysan ve devlete savaş ilan ettiysen sonucuna katlanacaksın. Yoksa her sıkıştıklarında arkaladığın satılmışların teker teker öldürülmesi canını mı acıttı?
Senin o hafif silahlar dediklerinin orda bulunan kimselerde ne işi var? Eğer o silahlar ordaysa senin Mecliste ne işin var? Peki o her yerde tuzakladığın el yapımı patlayıcı ile şehit edilen onlarca asker ölürken, sarayın askerlerini yendik, yeneceğiz diye salyalar akıtırken şimdi neden o askerler veya emniyet güçleri senin anladığın dilde karşılık verince sızlanıyorsun. Eğer o kadar gücüne inanıyor ve hafif silahlarla mücadele etmek istiyorsan, sende meydana çıkacaksın, halkın arkasına saklanmayacak o militanların veya analarının eteklerini giyip, altına gizlenmeyecek. Mertçe dövüşeceksin yada ağlamayacaksın. Sıkışınca da kendi masum halkına silahları doğrultmayacak, dünyada hiç bir savaşta yapılmayan ambulansları taramayacak, senin mezun olduğun ve seni avukat yapan o gariban çocukların eğitim hakkını elinden almak için okullarını ve halkının hastanelerini yakmayacaksın. Ha tabi koşa koşa gittiğin Putin Amcana da şikayet edebilirsin. Eğer biraz onur varsa, Mecliste hala etmediğin yeminini yapmazsın ve Türk Milleti diye, asil milletimizin önünde söz vermezsin.
Anladık sizin göreviniz Ortadoğu haritası ABD- Rusya arasında yeniden şekillenirken Türkiye’nin masadan uzak tutulması, Siz bu taşeron görevi üstünüze aldınız ve layığı ile yerine getiriyorsunuz ama unutmayın Türkiye bir Irak, Suriye, Libya, Yemen, Mısır olmayacak. Oynadığınız oyunun altında kalacak ve akıttığınız kanda boğulacaksınız.
Türk Devleti ve Hükümeti sizin oynadığınız oyunu bozdu ve bozmaya devam edecek. Geçmişte size verilen çözüm adına imtiyazlar sizi olağan üstü şımarttı ve bir kısım medya eliyle aşırı allanıp pullandınız. Ama boyanız çabuk döküldü be. Halk ile teröristi ayırt eden politika devam ettiği sürece bir daha o meclisteki koltukları asla göremeyeceksiniz, en azından sizin yerinize gerçekten ordaki masum halkı temsil eden ve aklı selim insanlar gelecek ve biz kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.
Bu yazıyı yazdığım kandil gecesi hürmetine, o ayazda elleri tetikte bizim için çarpışan ve ölümü bir an bile aklına getirmeyen kahraman emniyet güçleri ve silahlı kuvvetler önünde saygı ile eğiliyor, şehitlere Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum.
Yeniden görüşmek dileğiyle….