Bazen bir soru takılır aklıma…
İnsan en çok nerelidir?
Nüfus cüzdanında yazan şehirden mi?
Yıllardır yaşadığı kentten mi?
Yoksa ilk kez toprağa düştüğü, ilk kez yürümeyi öğrendiği, ilk kez ağladığı ve ilk kez güldüğü yerden mi?
Bu sorunun cevabını her seferinde köylerimizde buluyorum.
Özellikle de Kırkharman gibi Anadolu’nun yükseklerinde sessizce duran köylerde…
Çünkü köyler, insanın doğduğu yerden çok daha fazlasıdır.
Köyler, insanın hafızasıdır.
Bugün dünyanın en büyük şehirlerinde yaşayan milyonlarca insan var. Kimi İstanbul’un kalabalığında, kimi Ankara’nın caddelerinde, kimi Avrupa’nın ya da Amerika’nın büyük kentlerinde hayat mücadelesi veriyor.
Ama ilginçtir…
Bir insan ne kadar uzağa giderse gitsin, çocukluğunu geride bırakamıyor.
Çünkü çocukluk, insanın gittiği yerde değil; kaldığı yerde yaşıyor.
Bir köy çeşmesinin başında…
Bir harman yerinde…
Bir ceviz ağacının gölgesinde…
Bir bayram sabahında…
Bir kış gecesinde sobanın etrafında…
Yıllar sonra bile insanın burnuna gelen bazı kokular vardır.
Yeni sürülmüş bir toprak kokusu…
Islak ot kokusu…
Tandır ekmeğinin kokusu…
Ya da yazın güneşte kuruyan samanın kokusu…
İşte bütün bunlar insanı bir anda onlarca yıl geriye götürür.
Belki de bu yüzden köylerimizi unutamıyoruz.
Çünkü köyler yalnızca mekân değildir.
Köyler aynı zamanda zamandır.
Kırkharman’a çıktığınızda bunu hissedersiniz.
Yaklaşık 980 metre rakımda, gökyüzüne biraz daha yakın duran bu güzel köy, ziyaretçilerine sadece bir manzara sunmaz.
Bir duygu sunar.
Bir huzur sunar.
Bir hatırlayış sunar.
Köyün güneyindeki yemyeşil meralara baktığınızda insanın aklına ilk gelen şey para, makam ya da kariyer olmaz.
İnsan yalnızca nefes aldığını hisseder.
Belki de uzun zamandır ilk kez…
Şehirlerde insanlar zamanın peşinden koşuyor.
Sabah alarmıyla başlayan günler, akşam bitmeyen yorgunluklarla sona eriyor.
Kalabalıkların içinde yalnızlaşan insanlar görüyoruz.
Birbirine komşu olup birbirini tanımayan apartmanlar görüyoruz.
Aynı asansöre binen ama birbirine selam vermeyen insanlar görüyoruz.
Oysa köylerde hâlâ başka bir dünya var.
Bir evden duman çıkmıyorsa merak eden insanlar var.
Bir kapı birkaç gün açılmıyorsa soran insanlar var.
Bir cenazede birlikte ağlayan, bir düğünde birlikte gülen insanlar var.
Belki de medeniyetin unuttuğu son şey budur:
İnsan olmak…
Kırkharman’ın bana her gelişimde hatırlattığı şey tam da budur.
Bu köyün gerçek zenginliği ne meralarıdır ne de göletidir.
Asıl zenginliği insanlarıdır.
Çünkü bir köyü köy yapan evler değildir.
İçindeki yüreklerdir.
Bugün Anadolu’nun birçok köyü göç veriyor.
Evlerin kapıları kapanıyor.
Ocakların ateşi sönüyor.
Okullar sessizleşiyor.
Sokaklarda çocuk sesleri azalıyor.
Bu durum yalnızca nüfus kaybı değildir.
Aslında bir kültürün yavaş yavaş eksilmesidir.
İşte bu yüzden köylerimizi yalnızca sevmek yetmez.
Onları yaşatmak gerekir.
Kırkharman’da eski okulun kültür merkezine dönüştürülmesi bu açıdan çok kıymetlidir.
Çünkü bazı binalar sadece taş ve betondan oluşmaz.
Bazı binaların hafızası vardır.
Bir zamanlar çocukların koştuğu koridorlarda bugün kitapların okunması, toplantıların yapılması ve insanların bir araya gelmesi geleceğe bırakılan en değerli miraslardan biridir.
Çünkü köyü yaşatmak sadece yol yapmak değildir.
Köyü yaşatmak; hatırayı yaşatmaktır.
İnsanı yaşatmaktır.
Kültürü yaşatmaktır.
Bugün Kırkharman’ın meralarında esen rüzgâr belki yüz yıl önce de aynı şekilde esiyordu.
Gökyüzündeki yıldızlar yine aynı yıldızlardı.
Çeşmeden akan su yine aynı suyun devamıydı.
Değişen sadece insanlar oldu.
Ama insanın özlediği şey hiç değişmedi.
Aidiyet…
Bir yere ait olma duygusu…
Belki de insan ömrü boyunca bunun peşinden koşuyor.
Bir ev arıyor.
Bir şehir arıyor.
Bir dost arıyor.
Oysa bazen aradığı şey yıllardır onu bekleyen bir köy oluyor.
İşte bu yüzden düşünüyorum:
İnsan en çok nerelidir?
Bence insan en çok çocukluğunun geçtiği yerdendir.
İlk hayalini kurduğu yerdendir.
İlk defa gökyüzüne bakıp geleceği düşündüğü yerdendir.
Ve benim için bu sorunun cevabı her Kırkharman ziyaretimde biraz daha netleşiyor.
Çünkü bazı köyler sadece bir yer değildir.
Bazı köyler insanın kalbinin attığı yerdir.
Ve insanın kalbi nerede atıyorsa, memleketi de aslında orasıdır.