beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Naci ÖZKAN

facebook-paylas
BEKLEMEK
Tarih: 24-07-2026 09:01:00 Güncelleme: 24-07-2026 09:01:00


Vagonun kadife koltuğuna oturup dizlerimin üzerindeki eski ahşap bavula dokunduğum an, tren ağır ağır hareket etti.

Önce raylardan yükselen o tanıdık ses duyuldu.

Sonra camın dışındaki dünya akmaya başladı.

Ağaçlar geriye kaçtı.

İstasyonlar silindi.

Şehirler birbirine karıştı.

Derken zaman delicesine hızlandı.

Camdaki yansımama baktım.

Henüz birkaç dakika önce siyah olan saçlarımın arasına ince beyaz çizgiler düşmeye başladı. Gözlerimin kenarında, her biri beklenmiş bir günün izi olan kırışıklıklar belirdi. Ellerim yaşlandı. Omuzlarım çöktü. Nefesim ağırlaştı.

Tren hızlandıkça ben yaşlanıyordum.

İşte o an anladım.

Bu tren beni ne çocukluğuma götürüyordu ne de geleceğe…

Bu tren, bekleyerek tükettiğim ömrün ta kendisiydi.

Hayatta en sevmediğim şey nedir diye sorsanız, hiç düşünmeden cevap veririm:

Beklemek.

Ödeme beklemek…

İş beklemek…

İnsan beklemek…

Trafikte beklemek.

Bankada sıra beklemek.

Hastane koridorunda beklemek.

Telefonun çalmasını…

Mesajın gelmesini…

Bir imzayı…

Bir haberi…

Verilen sözün tutulmasını…

Yeşil ışığı…

Otobüsü…

Vapuru…

Uçağı…

Kısacası yaşamaya başlamadan önce hep başka bir şeyi beklemek…

Ne tuhaftır ki insan ömrünün en büyük kısmı yürümekle değil, beklemekle geçer.

Çocukken büyümeyi bekleriz.

Büyüyünce okulu bitirmeyi.

Sonra bir iş bulmayı.

İşe girince maaşı.

Maaşı alınca izni.

İzinden dönünce emekliliği.

Emekli olunca biraz daha sağlıklı olmayı.

Sonra çocukların büyümesini…

Torunların gelmesini…

Ve farkına varmadan hayat, beklediğimiz şeylerin arasındaki boşluklara dönüşür.

Çocukluğumu düşündüm.

Köy yolunun başında saatlerce beklerdik.

Şehirden gelecek otobüsü…

Misafiri…

Bir haberi…

Babamın uzaktan görünen siluetini…

Yol uzundu.

Tozu çoktu.

Ama o bekleyişlerin içinde bile hayat vardı.

Şimdi cebimizde dünyayı taşıyoruz.

Bir tuşa basınca insanlar karşımıza çıkıyor.

Bir saniyede haber geliyor.

Yemek geliyor.

Para geliyor.

Kargo geliyor.

Beklemek kısaldı.

Ama nedense sabır da onunla birlikte kayboldu.

Sonra düşündüm.

Belki de beklemek hiçbir zaman düşmanımız değildi.

Tohum toprağın altında bekler.

Yağmur bulutunu bekler.

Güneş sabahı bekler.

Anne evladını bekler.

Sevda kavuşacağı günü bekler.

Beklemek, hayatın tabiatıdır.

İnsanı tüketen şey ise beklemek değildir.

İnsanı tüketen, beklerken yaşamayı unutmaktır.

Çünkü zamanın bizden istediği tek şey yaşamaktır.

Biz ise hep “bir gün” dedik.

Bir gün param olunca…

Bir gün ev alınca…

Bir gün işler düzelince…

Bir gün çocuklar büyüyünce…

Bir gün emekli olunca…

O “bir gün” hiç gelmedi.

Çünkü her gelen gün, yeni bir bekleyiş doğurdu.

Ve zaman, sessiz bir hırsız gibi her sabah cebimizden bir gün daha çaldı.

En acısı da şudur:

Beklediğimiz şeylerin çoğu sonunda gelir.

Ama biz aynı insan olarak karşılayamayız onları.

Çünkü beklerken gözlerimiz yorulmuştur.

Saçlarımız ağarmıştır.

Omuzlarımız çökmüştür.

İçimizdeki çocuk sessizce çekip gitmiştir.

Beklediğimiz gün gelir.

Ama onu bekleyen insan artık yoktur.

Tren hâlâ durmadan ilerliyordu.

Penceredeki yansımam artık bembeyaz saçlı ihtiyar bir adama dönüşmüştü.

Bir anda sert bir fren sesi duyuldu.

Kapılar açıldı.

Ayağa kalktım.

Elimdeki bavulu aldım.

Perona indim.

Başımı kaldırdığımda karşımdaki tabelada tek bir isim yazıyordu.

Haydarpaşa.

Etrafıma baktım.

Hiçbir şey değişmemişti.

Eski ahşap bank…

Eski saat…

Eski peron…

Değişen yalnızca bendim.

Yavaşça banka oturdum.

Titreyen ellerimi dizlerimin üzerine bıraktım.

Raylara uzun uzun baktım.

Ve ilk kez fark ettim.

Aslında hiçbir treni kaçırmamıştım.

Kaçırdığım şey…

Her tren geçerken içinde akıp giden kendi ömrümdü.

O an anladım ki insanı yaşlandıran yıllar değildir.

İnsanı yaşlandıran, yaşayacağını sandığı yarınlara emanet ettiği bugünlerdir.

Çünkü hayat hiçbir zaman yarın başlamaz.

Hayat, tam şu anda geçmektedir.

Ve zaman…

İstasyonda bizi bekleyen bir tren değildir.

Durmadan uzaklaşan son vagondur.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI