|
Tweet |
Toplumumuzu yok edecek ve virüsle bile hasta olmayan milyonlarca insanın hayatını alacak büyük bir açlıkla karşı karşıya kalabiliriz.’’ diye bağıran zihnimde ki seslerin, içimde bir yerlerde, yanlış noktaları tetiklediğini fark ettim. Gördüm ki hiç doymuyorum ve sürekli atıştırma ve tıkınma halindeyim. Neden peki?.. Aç olan karnım mı? Hangi duygumu doyuramıyorum? Bütün bunlar neden oluyor?
Çünkü basit, doğal bir kanunu görmezden geliyorum: ‘Birbirine bağlılık.’ Birbirine bağlılık, doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu ve bu nedenle de diğer her şeye bağımlı olduğu anlamına geliyor. Ben de bunu kabul etmekte zorlandığım ve bağı kurmaya karşı gösterdiğim direnç sebebiyle kendimi, sürekli buzdolabının karşısında buluyorum.
Öte yandan bizler, kendi ihtiyaçlarımızdan başka hiçbir şeyi fark etmemiz gerekmediğini (!) zannederek yaşıyoruz. Böyle öğretildik. Bunda sorun şu ki; cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri uyum ve denge içinde işlev görürken, insan seviyesi sadece sömürmeyi gaye edinmiş durumda.
Doğadan faydalanıp ve sırf bu nedenle birbirimize kötü davranmayı alışkanlık haline getiriyoruz. Bu sömürücülüğe de ilk önce yemekle başlıyorum, bırakınız başkalarına kötülük etmeyi, ilk kötülüğü bedenime yaparak adım atıyorum. Çünkü hep açım ve “karnım doymuyor gibi” hissediyorum.
Oysa, şimdi doğa, ilk kez gibi görünen ama kesinlikle sonuncusu olmayan bir şekilde, “Yeter!” diye haykırıyor. Gerçeklik tüm gücüyle bizden; sorumlu, olgun ama esas olarak birbirimizi ve çevreyi düşünen varlıklar olmamızı talep ediyor.
Açlığımı düşünmek yerine, şimdi gözlerimi açmaya, etrafımdaki dünyayı kabul etmeye ve “biz” açısından daha fazla, “ben” açısından daha az düşünmeye başlamaya hazırlanmalıyım. Çünkü tüm doğa böyle işliyor ve bizden yapmamızı istediği de bu!
Doğa birbirine bağlı olduğundan, aklımı ve kalbimi ona kanalize edebilir ve dikkatimi doğaya vermeyi başarabilirsem, bunu yapabilirim.
Ve sen de yapabilirsin! Haydi öyleyse, başlayalım mı?
Nesrin Gökpınar