beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Naci ÖZKAN

facebook-paylas
BİR NESLİN SESSİZ HAFIZASI: CETVELİN GÖLGESİNDE BÜYÜMEK
Tarih: 30-04-2026 09:05:00 Güncelleme: 30-04-2026 09:05:00


Biz 70’ler ve 80’ler kuşağıyız. İlkokul öğretmenini ömrü boyunca unutmayan, kara tahtanın tozunu hâlâ avuçlarında hisseden, zil sesini duyunca içi ürperen bir nesil… Öğretmen sevgisiyle büyüdük, saygıyı öğrendik. Ama itiraf edelim; korkuyla da tanıştık. Hem de çok küçük yaşlarda.

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözüyle yetiştirildik. Öğretmenin otoritesi tartışılmazdı. Sınıf kapısından içeri girdiğinde herkesin nefesi kesilir, bir kalem düşse yankı yapardı. Biz o sınıflarda sadece okumayı yazmayı öğrenmedik; susmayı, kabullenmeyi ve çoğu zaman anlam veremediğimiz cezaları da öğrendik.

Hatırlıyorum… Cetvelle kırılan tırnaklar, tek ayak üzerinde bekletilmeler, köşeye dönük saatler, “yaramazlar” için ayrılmış arka sıralar… Kimi zaman ne yaptığımızı bile bilmeden yediğimiz tokatlar. Sessiz, uslu bir çocuk olmama rağmen ceza aldığım günleri hatırlıyorum; ama nedenini hatırlamıyorum. Demek ki mesele öğrenmek değil, disiplinin kendisiydi.

O yıllarda dayak, eğitimin bir parçası sayılıyordu. “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter” denirdi. Çocukların eti öğretmenin, kemiği anne babanın kabul edilirdi. Kimse sorgulamazdı. Belki de bu yüzden en arka sıraya oturtulan, okumayı sökememiş, çekingen çocukların yaşadığı kırılmaları kimse fark etmedi. Yedi-sekiz yaşındaki bir çocuktan kusursuzluk bekledik. Hata yaptığında ise düzeltmek yerine cezalandırdık.

Bugün dönüp baktığımda, bu sertliğin bizi güçlü kıldığını söyleyenler var. Evet, zorluklar gördük. Direnmeyi öğrendik. Ama keşke biraz daha sevilseydik. Başımız okşansaydı, hatamız sabırla anlatılsaydı, belki daha özgüvenli, daha yaratıcı bireyler olurduk. Çünkü korku öğretmez; sadece susturur.

Şimdi okullarda fiziksel ceza neredeyse tamamen ortadan kalktı. Öğretmen-öğrenci ilişkisi daha insani bir zemine oturdu. Bu değişim, geçmişte yaşananların sorgulanmasıyla mümkün oldu. Demek ki bir neslin yaşadığı acılar, sonraki nesiller için bir kazanıma dönüşebiliyor. Belki de bizim payımıza düşen buydu.

Öğretmenlik bir sanattır. Sabır ister, hoşgörü ister, sevgi ister. Bir çocuğun zihnine dokunmak, kalbine iz bırakmakla mümkündür. “Sen yapamazsın” demek yerine “denersen başarırsın” diyebilen öğretmenler, yalnızca ders anlatmaz; hayat kurar. Çünkü çocuklar korkuyu değil, sevgiyi hatırlar.

Biz o günlerin öğrencileriydik. Kimi zaman korkarak, kimi zaman direnerek büyüdük. Ama bugün biliyoruz ki eğitim, tokatla değil, temasla; ceza ile değil, anlayışla güçlenir. Bir çocuğun omzuna konan şefkatli bir el, yüz tokattan daha öğreticidir.

Geçmişte emeği olan tüm öğretmenlerimizin hakkı büyüktür. Ancak bir gerçeği de söylemek gerekir: Sevgiyle yetiştirilen çocuklar, korkuyla yetiştirilenlerden daha sağlam adımlar atar. Eğitim, iz bırakmaktır; ama o iz, acıyla değil umutla kalmalıdır.

Biz 70’ler ve 80’ler kuşağıyız. Cetvelin gölgesinde büyüdük. Şimdi ise biliyoruz ki çocukların üstüne düşmesi gereken gölge, yalnızca sevginin gölgesidir.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI