|
Tweet |
Amasya’nın emektar ustalarından Mustafa Eğri, çocuk yaşta babasından öğrendiği ahşap oymacılığı mesleğini yıllara meydan okuyarak sürdürüyor. Dededen toruna uzanan bu geleneksel zanaat, onun ellerinde yeniden hayat buluyor. Emeklilik sonrası tamamen bu mesleğe yönelen Eğri, küçük dükkanında hem ahşaba şekil veriyor hem de geçmişle bağını canlı tutuyor.
Mustafa Eğri’nin öyküsü, yalnızca bir el sanatı ustasının değil, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürün izini süren bir hayatın öyküsü. Henüz çocukken babasının yanında başladığı bu meslek, zamanla onun için bir tutkuya, bir yaşam biçimine dönüşmüş. Eğri, yıllar sonra Hastaneden emekli olduğunda, bu mirası yaşatmak için yeniden tezgâhın başına geçmiş.
Küçük ama sıcak atölyesinde geleneksel Türk mutfağının vazgeçilmezlerinden olan güdeller, sofralar, oklavalar ve dibekler gibi birçok çeşitli malzemeleri üreten Eğri, işini hem sevgiyle hem büyük bir titizlikle yapıyor. Her bir ürünü tek tek elde işleyen Eğri, kullandığı her parçada doğayla, geçmişle ve ustalığıyla kurduğu özel bağı yansıtıyor.
Mustafa Eğri, ahşap oymacılığının sadece bir üretim faaliyeti değil, aynı zamanda bir kültür aktarımı olduğunu vurguluyor. "Bu iş, dedemden babama, babamdan da bana geçti. Şimdi ben de bu geleneği oğlumla yaşatmaya çalışıyorum. Her yaptığım işte geçmişi hissediyor, huzur buluyorum," diyor.
Dükkanının kapısını her gün büyük bir heyecanla açan Eğri için ahşap sadece bir malzeme değil; sabrın, emeğin ve ustalığın simgesi. Modern dünyanın hızlı üretim anlayışının aksine, o her ürününü zamanla, el emeğiyle ve içtenlikle yapıyor. “Bazen bir sofrayı üç günde tamamlıyorum. Acelem yok, çünkü her parça bir anlam taşıyor,” diyor.
Mustafa Eğri’nin dükkanı, sadece alışveriş yapılan bir mekân değil; aynı zamanda nostaljinin, geleneksel el sanatlarının ve ustalığın yaşadığı bir kültür noktası. Onun hikâyesi, sabrın ve emeğin nelere dönüştüğünü gösteren, ahşabın kalbinde saklı bir yaşam öyküsü.
Şehirdeki birçok kişi için Mustafa Usta’nın eserleri sadece birer mutfak eşyası değil; aynı zamanda evlerinde taşıdıkları birer kültürel miras. Eğri’nin elinden çıkan her güdel, her dibek, geçmişin izlerini bugüne taşıyor.
Ahşabın sıcaklığıyla yoğrulmuş bu meslek, Mustafa Eğri gibi ustalar sayesinde yaşamaya devam ediyor. O da bu mirasın son temsilcilerinden biri olarak, torunlarına ve gelecek nesillere bırakabileceği en değerli şeyin sadece bir meslek değil, köklü bir gelenek olduğuna inanıyor.
Şerife Kara