Herhangi bir karışımdan arınmış, som, saf ve tertemiz olan şey “halis” olarak nitelenir. Türkçemizde halis bal, halis süt, halis altın dediğimizde tam da bu anlamı kastederiz. Aynı kökten gelen “ihlas” ise arıtma, arındırma, saflaştırma, tasfiye etme anlamlarına gelmektedir. Yine “hülâsa” kelimesi de “Bir şeyin özünü almak” demektir. Dilimizde aynı anlamda “özet” kelimesini de kullanıyoruz.
İhlası biri inanç diğeri amel yönünden olmak üzere iki açıdan düşünmemiz mümkündür. Buna göre inancı her türlü bozuk ve çarpık inanışlardan arındırmak, tasfiye etmek ihlastır. Örneğin Mekke müşriklerinin yaptığı gibi Allah’a ortak koşmak, Hıristiyanlar gibi Allah’ın oğlu olduğunu iddia etmek,yine putperest Mekkelilerde olduğu gibi meleklerin Allah’ın kızı olduğuna inanmak, saf ve temiz tevhit inancını bozmak anlamına gelmektedir. Nitekim Yaratıcımızın varlığını, birliğini ve sıfatlarını öğreten sureye bu nedenle “İhlâs Suresi” denilmiştir.Öyle ki bu sure kendisi çok kısa olmakla beraber anlam yönünden çok kuşatıcı olduğu için faziletçe Kur’ân’ın üçte birine denk sayılmıştır. Şu halde şeksiz ve de şirksiz bir iman halis bir imandır. Böyle inanan kimseler de inanç yönünden muhlis kimseler-yüce kitabımızın deyişiyle- dini Allah’a has kılanlardır.
Amelde ihlas ise, yapılan hayır hasenat ve ibadetlerde sadece Allah rızasını gözetmektir. Ardında böylesi halis niyet bulunan amellere de “sahih amel” denilmiştir.Niyetler hâlis olursa ameller sahih olur.Peygamberimiz de (a.s) “Ameller niyetlere göredir” buyurmuştur. Her şeyin fani olup geride kaldığı ahret gününde kalıcı ve makbul olan ameller de işte bu “sahih amel”lerdir. Eğer amellerde Allah rızası yerine riya, gösteriş, dünyevî çıkar ve hedefler gibi farklı niyetler varsa yapılanlar kuru, içi boş bir şekilden ibarettir. Bu durumda kişiye yaptıklarından geriye sadece yorgunluk ve meşakkat kalacaktır. Bir insanın yaptığı işlerin manevi karşılığını alamaması ne hazindir. Bu durum harmanda hasatın yanıp kül olması yahut mahsulün bir afetle heba olmasına benzer.Amellerimiz iman toprağının mahsulleri gibidir. Onların telef olmaması kalbimizde bulunan halis niyetlere bağlıdır.
İhlâs semadan yeryüzüne düşen bereketli bir yağmur gibidir. O vakit amel küçük bile olsa ihlâs bereketiyle buluşursa büyür ve çok kıymet kazanır. Allah için bir garibana el uzatmak, bir yetimin başını okşamak, bir insanın ihtiyacını gidermek, bir canlıya merhamet göstermek ancak kişinin kalıcı sermayesidir.
Kur’ân ve hadis-i şeriflerde bu konuda oldukça fazla örnekler bulunmaktadır. Bir hadis-i şerifte üç müflisin trajik sonu anlatılır. Bunlardan biri dünya hayatında iken derin ilim sahibi olmuş, birisi cenk meydanında can vermiş ve diğeri de malını hayır hizmetlerinde kullanmış kimsedir. Ancak hesap-kitap günü, her üçünün de şan, şöhret ve “desinler” uğruna mücadele ettikleri bildirilir. Bunlar sermayelerini tüketmiş olarak karşılanır. Çünkü ihlasın olmadığı yerde iflas vardır. Demek ki görünüşte çok büyük ameller, iyilikler yapılsa ama Allah rızası olmasa manen kadüktür, bereketsizdir.
İhlaslı kullar için dünya hayatı ve onun getirdikleri birer amaç değil araç konumundandır. Hedef ve amaç hiyerarşisinin en üstünde yaratıcının rızası vardır. Araçlar bu yüce amaca dönük olduğu sürece anlam kazanır.Çıkar hesapları “iyilikleri bozar, murdar eder. Örneğin “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” tavrı bu hazin sona götürür. Bu deyim aslında çıkarcılığa ve riyakârlığa, ulvî hedef ve motivasyondan yoksunluğa teşvik eder. Sonuçta kaz gelir mi bilinmez ama o tavuk heder olmuştur. İyilikleri isim duyurmak için yapmak, reklam aracı olarak kullanmak da bu kapsama girmektedir. Zira hedefi sadece dünya olan amelin kıymeti o kadardır. Malı, mülkü, bilgisi, zenginliği buracıkta kalır da ahrete hiçbirini götüremez. Ama kişi sahip olduğu araçları yüce gayelerle kullandığında kişinin dünyası gibi ahreti de âbâd olur.
İşte İslam kendisini de karışımsız, katışıksız; halis bir din olarak tanımlar ve bize de ihlası öğretir. Bu bakımdan gerek iman ve gerekse ameller saflık ve temizlik ister. Bunun için her insan kalbini yoklamalı, kendi mahsulünün yani kendi amellerinin bekçisi olmalıdır.