Dini terminolojide Allah yolunda savaşırken can verenlere “şehit” denilmektedir. Akif’in “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” dizelerinde geçtiği üzere kelimenin çoğulu “şüheda” olarak gelir. Etimolojik yönden kelimede görme, tanık olma, şahit olma anlamları vardır. Şehit, kendisi için hazırlanan nimetlere tanık olarak ruhunu teslim ettiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Onlar aynı zamanda düşmana karşı canları pahasına Hakkın şâhidi olarak bu fani dünyadan göçmüşlerdir. Bu bakımdan “Şehit olmak şâhit olmaktır” diyebiliriz.
Muteber görüşe göre Fatiha Suresi’nin sonunda geçen “Bizi nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet” duasında bahsedilenler dört sınıftır. Bunlar peygamberler, samimi müminler, şehitler ve iman ve amel yönünden sâlih kimselerdir. İşte şehitler Allah’ın kendilerine özel nimetler bahşettiği grupta yer alır ve onların yolu dosdoğru yol olarak nitelenir.
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm şehitlere çok özel bir derece ve konum verir. Öyle ki Onlara “ölü” denilmesini dahi uygun görmez. (Bakara 154) Bu sırf saygıya dayalı bir davranış değildir. Zira Allah (c.c) şehitlerin gerçekte diri olduklarını, Rablerinin ikramına nail olduklarını beyan eder. (Âl-i İmrân 169) Peygamber Efendimizin de (a.s) şehitlerin yüksek değer ve faziletlerine ilişkin hadisleri mevcuttur. Bunlardan birinde şehitlerin cennete en önce girecek kimselerden olduğu ifade edilmektedir.
Şehitlere böylesine özel ve de yüksek bir makam bahşedilmesinin sebebi üzerine düşünmek gerekir. Hudut boylarını gece gündüz bekleyen askerlerimiz basit bir görev ifa etmemektedir. Sarp dağlarda, şu soğuk gün ve gecelerde, karda, buzda nöbet tutanlar aynı zamanda tüm kutsallarımızın bekçiliğini yapmaktadırlar. Evet onlar nicedir topraklarımıza göz diken hainlere karşı bedenlerini siper eden serdengeçtilerdir.
Bir vatanımız varsa onlar sayesinde var… Yine dinî veya millî neyimiz varsa vatanımız olduğu için vardır. Öyle ki vatan yoksa hiçbir kutsal değerin varlığından da bahsedilemez. Peygamberimiz ancak Medine’de bir vatan inşa edince özgürce İslam’ı anlatma imkânı bulmuştur. Ve o vatan Bedir’de, Uhut’ta şehit olanların aziz ruhları üzerinde yükselmiştir.
Vatanı kaybedenlerin ardından neleri kaybettiklerini anlamak için düşman işgaline giren yerlerin hal-i pürmelaline bakmak yeterlidir. Hunharca katledilen insanlar, çocuklar, kadınlar, yıkılan evler, mabetler, yağmalanan tarihi miras ve doğal zenginlikler, hakaretler, işkenceler, tecavüzler… Bütün şu kahredici durumlar sadece tarih sayfalarında okuduğumuz rivayetlerden ibaret değil, hepimizin şu asırda tanık olduğu acı gerçeklerdir.
Düşman bir yere girdi mi önce bayrağı indirir, sonra ezanı dindirir… Bu bakımdan Şehitler bayrağımızın, mabetlerimizin, semaya yükselen ezanlarımızın koruyucularıdır. Onlar her birimizin namusudur, şerefidir. İşte böylesi yüce hedefler için can feda ettiklerinden Allah (c.c) şehitlere çok özel ve çok yüce bir makam bahşetmiştir. “Vatan sağ olsun” diyerek acısını kalbine gömen şehit ana-babasının kalbinde bu derin irfan yatmaktadır.
Güvenilir hadis kaynaklarında cepheden kaçmak büyük günahlar arasında sayılmıştır. Çünkü korkup cepheyi terk etmek, tüm yüce değerleri ve kutsalları düşmana terk etmek demektir. Belki varlık sebeplerini hiçe saymak ve onlarsız bir yaşamı putlaştırmak demektir.
Buna karşın şehadet kendi canından, eşinden, çocuğundan, sevdiklerinden geçen ama vatandan geçemeyenlerin yoludur. Geride kalan vatan evlatlarının da şehadetin ne anlam ifade ettiğini çok iyi düşünmesi gerekiyor. Şehadet bir çocuğun yüzündeki gülüş, rahatça alıp verilen nefestir. Sabah güven içinde evden çıkmak akşam da aynı güvenle eve dönebilmektir. Şehadet sevdiklerimize kavuşabilmek, onlarla aynı sofraya oturabilmektir. Çarşıda, pazarda, sokakta huzur ve güven içinde yürüyebilmektir. Çünkü düşman varlığımızın, huzur ve mutluluğumuzun, özgürlüğümüzün düşmanıdır.
Yeni nesillere şehadetin anlamını, şehitlere vefanın ne anlama geldiğini her daim öğretmek boynumuzun borcudur. Vatan sevgisi ve aidiyetinin oluşabilmesi için bu konu okullarımızda değerler eğitiminin vaz geçilmez bir parçası olmalıdır. Malazgirt’ten, İstanbul’un fethine oradan Kurtuluş Savaşı’na dek ödenen bedelleri unutturmamalıyız. Şehadet ülküsü güçlü durdukça vatan teminat altındadır.
Bize bu toprakları emanet eden cümle şehitlerimizin aziz ruhlarına selamlar olsun...