|
Tweet |
Fiziksel bir ağrı hissettiğimizde bunu bir sağlık sorunu olarak kabul edip doktora koşarız. Ancak toplumsal krizler, ekonomik çöküşler veya geçmeyen içsel huzursuzluklar söz konusu olduğunda, bunları 'hayatın cilvesi' deyip geçiştiririz. Oysa her ikisi de aynı dilin farklı şiveleridir: Sistemin 'hata var' diyen uyarı çığlıkları."
Yaşamın deterministik yapısını anladığımızda, "acı" kavramı da kökten bir anlam değişikliğine uğrar. Çoğumuz için acı, kaçılması gereken, haksız yere başımıza gelen önümüzde aniden beliren bir "duvar"dır. Ancak doğanın bütününe baktığımızda, hiçbir sinyalin sebepsiz olmadığını görürüz. Vücudunuzdaki sinir sistemi, eliniz yandığında acı hissetmenizi sağlamasaydı, elinizin yanıp tamamen kömüre dönmesini engelleyemezdiniz. Fiziksel acı, organizmayı koruyan bir güvenlik valfidir.
Duygusal ve Sosyal "Ağrılar"
Peki ya modern insanın bitmek bilmeyen anksiyetesi, toplumların durmak bilmeyen çatışmaları ve küresel ölçekteki istikrarsızlıklar? Bunlar da tıpkı fiziksel ağrılar gibi sistemin "hayatta kalma" mekanizmasının bir parçasıdır. Doğa, bütünsel ve integral bir yapıya sahiptir. Bu yapı, her bir parçanın, diğerleriyle uyumlu ve bütünün çıkarına hizmet edecek şekilde çalışmasını bekler.
Bizler ne zaman "sadece ben" diyerek sistemin ana akışına ters bir hamle yapsak, sistem bu sapmayı hisseder ve bizi dengeye geri çağırmak için bir "direnç" oluşturur. Biz bu direnci acı olarak hissederiz.
Sistem Notu: Acı, doğanın bize attığı bir tokat değil; gitmemiz gereken yönü gösteren bir navigasyon levhasıdır. Levhayı okumayı reddettiğimiz sürece, çarptığımız duvarlar daha da sertleşecektir.
Tabelaları Okuma Sanatı
Bugün insanlık olarak kolektif bir acı evresinden geçiyoruz. Kaynakların yetersizliği, güven bunalımları ve bireysel izolasyon, sistemin artık "eski yöntemlerle devam edemezsiniz" deme şeklidir. Doğa bizi, tek bir beden gibi hareket etmeye zorluyor. Biz ise birer parmak olarak, elin geri kalanından bağımsız olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. Parmağın elden bağımsızlaşma çabası, kangrendir; kangrenin sonucu ise kaçınılmaz bir acıdır.
Bu sinyalleri doğru okumak, "Neden ben?" sorusundan vazgeçip "Sistem benden neyi değiştirmemi istiyor?" sorusuna geçmek demektir. Acı, bir son değil; bir dönüşümün doğum sancısıdır.
Sonuç: Kodları Değiştirmek
Hakikati okumak isteyen kişi, acıyı bir düşman olarak değil, bir öğretmen olarak görmeye başlar. Yaşamın bize ilettiği bu kodları çözmek; bedeni akıntıya bırakmak yerine, akıntının yönünü anlamak ve o yönle form eşitliğine gelmektir.
Kod bellidir: Bütünlük, Bağ ve Uyum. Bu koda ters düştüğümüz her an, sistem bizi uyarmaya devam edecektir. Soru şu: 'Bu uyarıların şiddetini artırmasını mı bekleyeceğiz, yoksa ilk sinyalde yönümüzü mü değiştireceğiz?'
Yasemin KOÇAK TEZEL