sı iyi olan bir kaç öğrenci her zaman vardır ve olacaktır. Ve girilecek her sınavda bu çocuklar derece yapacaklardır. Öğrenme hızı düşük olan öğrenciler de hep sonlarda bir yerlerde olacaklardır. Bir kaç denemeden sonra “sonlarda” yer alanların “tembellikleri” tescillenecek(!)
Daha hayatlarının başında, çocukluklarında, en mutlu, en coşkulu yıllarında çocuklarımızı başarılı-başarısız skalasında “etiketlemek” nasıl bir acımasızlığı ya da cehaleti işaret eder?
Bakanlığın ilköğretim 1. kademesinde “Deneme Sınavlarını” yasaklamasına rağmen, öğretmen arkadaşların, daha 2.sınıftan itibaren öğrencilerini özel dergilerin düzenlediği “Deneme” yada “Seviye Belirleme Sınavları”a sokma ısrarlarını da anlayabilmiş değilim.
Acaba bu arkadaşlar, sınıflarında dereceye giren birkaç öğrencinin dışında kalan, “dereceye” giremeyen ya da sonlarda yer alan öğrenciler için nasıl bir mazeret geliştirmektedirler.
Bir tane “il birincisi” çıkarmak, geride kalanların “başarısızlığını” örtebilir veya ortadan kaldırabilir mi?
Resim yeteneği baskın olan bir öğrenciden sayısalda, müzik yeteneği baskın olandan fen bilimlerinde, ritmik zekası baskın olandan sayısalda ya da sözelde derece yapması nasıl beklenebilir!
Bir yaratılış gerçekliğidir ki, bazılarımız bilgili, bazılarımız becerikliyizdir.
Hepimizin farklı, baskın yetenekleri vardır. Her farklı/baskın yetenek, toplumun bir ihtiyacının karşılanmasına/üretilmesine karşılık gelmektedir.
Oysa bizim okullarımız sadece iki yetenek (sayısal-sözel) üzerinden eğitim vermekte ya da bu iki yetenek üzerinden okuluna öğrenci kabul etmektedir.
Bir “öğretmen ortak aklı” oluşturmak zorundayız.
Bu ortak akıl, hayatı anlama/kavrama, başarmak için çaba harcama, yanılmalarından, hatalarından ders çıkarma çağındaki çocuklarımızın sınavlarda yarıştırılarak “harcanmasına” karşı durmalıdır.