Katılırsınız yada katılmazsınız, biz Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin ülkemizi ziyaretinde sakız çiğneme gibi bir saygısızlıkta bulunmasına Ankara Belediye Başkanımızın uğurlamada Sarkozy’nin göstermiş olduğu davranışa benzer bir tavır sergilemesinden rahatsızlık duyduk.
Neden duyduk.Bizim devletimiz Sultan Osman’ın Söğüt kasabasında kurduğu 700 yıllık geçmişinden gurur duyduğumuz dünyanın en eski devletlerinden biridir.
Beylikten, padişahlığa, imparatorluğa oradan cumhuriyete ve demokrasiye geçen bir süreç yaşamışız.
Devlet kavramı yüce bir kavramdır.Devlet ancak yüzyıllar içinde kurulabilen ve kurulduktan sonra da gelenekleri üzerinde titizlenmesi gereken bir idari yapıdır.
Demokrasinin olmadığı kaos ve kargaşanın yaşandığı ülkelerin durumunu bütün dünya ve bizler ibretle, üzüntüyle izliyoruz.Bu tür rejimlerin yaşandığı ülkelerde diktatörler, ihtilalciler çıkarken, oturmuş yerleşmiş ve demokrasiden nasibini alarak bir seviye tutturan devletlerden de devlet adamı çıkıyor.
Geçmişte yaşanan, rahmetle anıyoruz Sn Erbakan’ın Libya ziyaretinde Kaddafi’nin Osmanlıya yaptığı hakaret karşısında susması, cevap vermemesi büyük devlet ve devlet adamı olmanın bir gereği olduğunu bu vaka ile daha iyi anlamış oluyoruz.Çünkü Sn Erbakan Libya ve tüm Orta Doğunun baştan uca eski vatanımız olduğunu ve buradaki ülkelerle tarihten gelen bağımız ve hukukumuz olduğunu iyi bilen bir devlet adamıydı.O susmakla Türkiye Devletinin büyüklüğüne yakışan bir tavır sergilemişti.
Sarkozy’e gelince… Arthur Schopenhauer adlı filozofun bir tespitini akıldan çıkarmamak lazımdır.Büyük filozof şöyle diyor:
“İnsan yardım ettiği kişileri sever.Ne var ki, yardım alanlar borçlu kaldıkları kişileri hatırlamak değil, unutmak isterler.Çoğu kez unuturlarda”
Şimdi düşünüyoruz da esir düşen dedelerinin Almanların elinden kurtarılması için Kanuniye mektup yazan Fransızlara, tarihte yapmış bulunduğumuz iyiliğin, hamiliğin karşılığı, tohumlarının Türk yurduna ziyaretlerinde sakız çiğneme saygısızlığımı olmalıydı?
Yoksa Sarkozy’nin ülkemize sakız çiğneyerek ziyaretinin altında yatan düşünce bizi bir şark ülkesi olarak değerlendiren bir garplılıktan mı ileri geliyor? Biraz haklılık payı olabilir.Şarkın kendisini garpta nasıl tanıttığı malum.
Yüce dinimiz insanlık ideallerine en yüksek değeri verirken bizim “müselmanlar” dünyanın nazarında kendilerini akla gelen en berbat bir kimlikte göstermeye devam ediyorlar.Suikastlar, bombalar, kan dökmelerin durmadığı büyük bölümünde demokrasinin yaşanmadığı rejimlerin olduğu bu çirkin manzarayı sergileyen şark alemine batı neden değer versin?
Bunların yaşanmadığı ülkemizin kıymetini değerini iyi bilelim.Büyük devlet büyük temsil edilmelidir.