li kavağı, Çınaraltı, Cevizli, Acıbadem gibi içinde bir ağacın kök saldığı adlar konulamıyor artık.Çünkü yeni yerleşim alanlarının çoğu kesilen ağaçlardan geriye kalan alanlara inşa edildi.
Şimdilerde İstanbul’da çevrilmiş dizi filmlerinde ilk göze çarpan çağdaş küresel fikriyatın dünyayı istila eden zihniyetinin sembolü olan gökdelenler…
Yıldan yıla artan sayılarıyla ve de oluşturdukları azametli görüntüleriyle, İstanbul’un kubbe ve minarelerinden oluşan siluetine meydan okuyorlar sanki…
Şehirleşme konusunda bugün gelinen nokta ülkemizde tıpkı Anadolu’nun diğer şehirlerinde olduğu gibi eski şehrin yanında boy gösteren yeni şehirlerin yani birbirine benzeyen fotokopi şehirlerin oluşması olmuştur.
Şehirleşmenin getirdikleriyle, çocukluğumuzda ağzımızı dayayıp kana kana su içtiğimiz çeşmeler kaybolmus, top oynadığımız boş arsaya apartmanlar dikilmiş, gölgesinde oturduğumuz ağaçlar kesilmiş, baba evleri yıkılmış ez cümle şehirlerimiz şahıslarına münhasır kimliklerini kaybetmişlerdir.
Zamanımızın İstanbul’u korkutuyor biz Anadolu’nun sükunete alışmış insanlarını.İstanbul “Yattığı yerde homurdanan bir dev” gibi görünüyor bizlere.Yüksek binalar kilitlenen trafik insan kalabalığı, gülmeyi unutmuş çehreler ve koşuşturan insan manzaraları…
Yahya Kemal bugün yaşasaydı Ankara’nın neyini seviyorsunuz sorusuna İstanbul’a dönüşünü diye cevaplar mıydı acaba?…
Evet bugünün İstanbul’u trafiğiyle, gürültüsü, insan seliyle ve değişen siluetiyle Sinan’ın torunlarına yakışmıyor.
Biz kaybettiklerimizin farkındayız.Cemil Meriç bizim kaybettiğimiz üç selimden bahseder;
Akl-ı selim, Kalb-i selim ve Zevk-i selim…
Bugünkü İstanbul’un şehirleşme görüntüsü zevk-i selim kaybına tekabül etmektedir ve bunun somut göstergesidir.
Kayıp İstanbul bu üç selim’i yeniden kazanmak zorundadır.
Bunca kaybına rağmen sokakları, sahili, evleri ve tarihi mirasıyla bu şehir insana geçmişin anılarını fısıldamaya devam ediyor.Bu nedenle biz İstanbul’un öğrencilik yaptığımız yıllarındaki o halini özlerken belki de yalnız bir zaman sahip olduğumuz ve ömrün gerisinde de çağırıp durduğumuz gençliğimizi özlüyoruz.
&n