岤ķONT style=”FONT-SIZE: 8pt”>
DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ
“Bir siyaset adamı ne söyleyeceğini değil, ne söyleyeceğini tespit etmeli. Bunun ötesinde ağzından çıkan sözlerin zararı olmaz…”
Briyan
Fransa Başvekili
İbret penceresinden maziye bakarak 1961 yılının hüzünlü Eylül ayında yitirdiğimiz demokrasi şehitlerimiz Adnan MENDERES, Fatin Rüştü ZORLU ve Hasan POLATKAN’ı rahmet ve şükranla yad ediyoruz.
Samet AĞAOĞLU’nun “ARKADAŞIM MENDERES” adlı kitabından bir anıyla onları bu eylül de anmış olalım. Samet AĞAOĞLU anlatıyor:
1957 Seçimini kazanmıştık. Ama bu bir 1950, bir 1954 zaferi değildi. Adnan bey 1957 seçimlerinden kendisi ve Parti için ilerdeki zaferlerin yeni sloganlarını hemen bulup çıkardı.
Kaybettiklerimizi eserlerimizle tekrar kazanacağız. Zaten kalacak olan eserler değil mi? Ne gam eğer günün birinde büsbütün kaybeder, iktidardan değil hayattan uzaklaşırsak! Eserlerimiz kalacak ve biz onlarla ebediyen yaşayacağız!
Bir çok baraj, liman, yol, fabrika ve tesis işlemeye başlamıştı. Yeni büyük projeler ya bitmiş ya da bitmek üzere. Evet 1957 şeçimlerinde halkın bir kısmı aleyhimize dönmüş gözüktü. Ama, bunu ne pahasına olursa olsun karartmak, yıkmak isteyen bir muhalefetin yanında yer almış propagandaların birazda kalkınmak için katlanılan sıkıntıların geçici bir neticesi. Halkın büyük kısmı bizimle beraber. Gidenlerde dönecekler. Dayanamayacağınız en büyük kuvvet HALK’tan başkası değil.
Menderesin siyasi hayatında halkla en çok haşır ve neşir olduğu devrede böyle yine 1957 seçimlerinden sonra başladı diye bilirim. Şimdi yalnız, hemen hemen yalnız, halkın gönlünde yıkılmaz bir taht kurmak istiyordu. Onunla bu konuda geçmiş bir konuşmam var. 1957 seçimlerinden sonra idi. Bir gece yarısına doğru Başbakanlıkta ve odasında Tevfik ileri ve ben buluştuk. Menderes ileriye dönük düşüncelerini uzun uzun anlattı. “Ben dedi” yakın arkadaşlarımın bu noktada beraber olmasını isterim.
Evet diye cevap verdim. Hakkımız var. Bazı teferruatları bir yana bırakırsak zaten bu görüşlere katılmak için sebep yok. Ama önemli olan şu; Bunları gerçekleştirmek için kime güveneceğiz?
Hemen ve heyecanla cevap verdi;
“Halkımıza O bizimle beraberdir.”
O zaman MENDERE’e Rahmetli Hamdullah SUPHİ TANRIÖVER’in bana anlattığı hatırasını hikâye ettim;
Milli mücadelelerde büyük sonra Atatürk ilk defa İstanbul’a geliyor, yanında Hamdullah beyde var. Camilerin kubbelerine, apartmanların damlarına kadar halk yığılmış. Bütün İstanbul ayakta. Hamdullah Bey “paşam” diyor. Kim bilir ne kadar heyecanlısınız. Atatürk, TANRIÖVER’in elini tutarak kalbine götürüyor ve soruyor;
Var mı fazla heyecan?
Mustafa Kemal’in Kalbi Sakindir. Biliyor musun neden diyor, “Çünkü bu gördüğün kalabalık gün gelebilir insanı linç etmek içinde böyle toplanır, onun sevgisine de nefretine de güvenilmez.”
MENDERES anlattıklarımı sadece dinledi.
MENDERES’in seçimlerinden sonra nasıl bir ruh haline büründüğünde kısaca işaret edelim. Tarih birçok devlet adamının fikir, savaş, sanat fırtınalarına tutulduğunu gösteriyor. Bu, kendisini yalnız hissetmeden bütün zorlukları yenmek için ortaya yalnız enerji ve idaresinin katıldığın sanmak halidir. İskender’den Robepiyer’e, Napolyon’a, Niçe’den, Mikelans’a, Bethoven’e kadar tarihte iz bırakmış nice bu ruh halinin kasırgalarından geçtiler. Yine hepside yalnızlık hislerini halk içinde unutmaya, yalnızlıktan duyguları acıları halkın sevgisiyle unutmaya çalıştılar.
MENDERES’de 1957 seçimlerinden sonra Ankara’dan uzaklaşmak için fırsat arıyordu adeta. Bu fırsatlarda birbirinin arkasına çıkıyor, her gün büyük barajlardan ilçe okullarına kadar yeni bir tesisin kurdelesini kesiyor, temelini atıyor ve gittikçe halk diline yaklaşan bir siyasi edebiyatla her yerde konuşuyor, konuşuyordu.
Halkımızın MENDERES’e duyduğu sevginin nedenini Samet AĞAOĞLU şöyle açıklıyordu;
Tarihin hiçbir zaman inkar edemeyeceği gerçek şu;
Halk Adnan beyi seviyordu. Gittiği her yerde hatta bazen devlet kavramı ile bağdaşması güç samimilikle halkın içine karıştığı için, kendi dilleri ile konuştuğu için en ufak dertleri ile hemen ilgilendiği için seviyordu.
Son yüzyılda ATATÜRK’ten sonra halkça MENDERES kadar sevilmiş adam yoktur.
Evet onlarda öldü, onları itham ve mahkemeler yolu ile haksız yere öldürülenlerde. Fakat netice ne oldu? Bu yolda ölenler şehit sayıldılar. Yıllar sonra mahkemenin iadesi suretiyle masumiyetleri tescil edildi, adlarına abideler dikildi.
“Sokrat’ın ölümünü isteyen savcı unutuldu, ama SOKRAT yaşıyor.”