Kürt çocuklarının, “ideolojik devletin” demokratik olmayan tutumu karşısında kendilerini şiddet üzerinden üretmeleri, demokrasiye değil, şiddete meyyal oluşlarını ima etmesi açısından çok açıklayıcıdır.
Bu şiddetin devlet tarafından “öğretilmiş” bir şiddet olduğu da bir başka gerçektir..!
***
Bir sabah köylerinden devletin resmi güçlerince zorla çıkarıldılar…
Sebep söylenmeden…
Hiçbir şeylerini yanlarına alamadan…
Almalarına izin verilmeden…
Evleri, içindeki eşyalarıyla birlik ateşe verildi.
İçinde hayvanlarıyla birlikte ahırları da…
Geçmişlerini geride bırakarak…
Hayatlarını…anılarını…
Mezarlarını…mezarlıkta yatanlarını…
Onlar için hayatı anlamlı kılan her şeyi küller içinde bırakarak.
Yanan, yakılan köylerinden sürgüne çıkarıldılar…
***
Yaklaşık 3 bin köy boşaltıldı…
4 milyon insan topraklarından şehirlerin kenarlarına sürüldüler….süpürüldüler…
Bu gün sokaklarıyla, meydanlarıyla şehirleri ateşe veren gençler, yıllar önce evleri yakılan, zorla sürgüne gönderilen annelerinin babalarının peşinden yalın ayak, yelyepelek yollara çıkarılan çocuklardır.
Onlar daha çocukluklarının baharında devletin zulmüyle karşılaşanlardır.
Çocukluk hayalleri söndürülen…
Vatanları ellerinden alınan…
Ve yakılan…
***
Şiddeti, gücün bir öncülü olarak öğrendiler…
Gücü şiddet üzerinden varetmeyi…
Çünkü devlet, gücünü o yörede hep şiddeti ile varetti…
***
Bu gün Kürtler, kendilerine dayatılanı reddediyorlar…
Devletin, kendilerine dayatılan ideolojisini…
Ancak bu reddediş, problemli bir reddediş.
Öznesi şiddet olan bir reddedişle karşı karşıyayız.
Şiddet mağdurlarının demokrasi özlemi anlaşılır bir özlemdir…
Demokrasiye yaptıkları vurgu, yaşadıkları geçmişin yansımasıdır.
Ve fakat buradaki çelişki, demokrasi taleplerini şiddet üzerinden varetmeye çalışmalarıdır.
Kentlerin varoşlarındaki Kürt gençler, ürettikleri şiddetle “devleti dize getireceklerinin” rüyasını görmekteler…!
Yüzlerinde puşileriyle şiddetin öznesi çocuklar…
Ellerinde sapanlarıyla…
Molotof kokteylleriyle…