Bazı yaşlı köylülerimizin su içerken ki tavırlarına şahit olmuşsunuzdur. Özellikle ikram edilen suyu çömelerek ve diğer elini de başına koyarak içmeleri suya duyulan şükrün karşılığıdır. Su içenin ikram edene ‘su gibi aziz ol’ demesi su gibi bir nimeti verene duyulan minnet duygusunun ifade edilişidir.
Atalarımız su yüzünden yurtlarını değiştirmişler, göçtükleri yerlerde de su mimarisinin değişik örneklerini vermişlerdir. Çeşmeler, şadırvanlar, su kemerleri atalarımızın yurt yaptığı toprakların bir çok yöresinde su kültürümüzün günümüze taşınan örnekleri olarak hala ben geçmişin yaşayan şahidiyim demeye devam ediyorlar.
Su aynı zamanda bütün varlıkları meydana getiren dört unsur (anasır-ı Erbaa) hava, toprak, ateş ve sudan ibaret olduğu için şairler bu oluşun sırlarını çözme adına suyu şiirlerine konu yapmışlar, su üzerine türküler, ağıtlar, destanlar, kasideler yazmışlardır.
Su üzerine yazılan şiirlere miyahiye adı verilir. En tanınan miyahiye Bursa’lı Hasip Efendinin miyahiyesidir. Hasip Efendi bu miyahiyesinde içimi hoş, safa ve serinlik bahşeden ve şifa veren Bursa sularını şiir diliyle anlatmıştır.
Edebiyat tarihimizde de su üzerine yazılan su redifli kasidelerin en bilineni Fuzuli’nin ‘Su Kasidesi’ dir. Burada şairimiz sudan yola çıkarak Hz. Peygamberi anlatır. İnanışımıza göre var oluşun dört unsurunun her biri bir peygamberi temsil eder. Toprak Adem; ateş İbrahim; hava İsa; su da Hz. Peygamberdir. Peygamberimize alemlere rahmet denişi buradan gelmektedir.
Halk irfanında akarsuyu bulandırmamak, su içene dokunmamak, suyu paylaşmak gibi suyun kutsal bir yeri vardır.
Hayatın su gibi derbeder, başıboş, avare akıp gitmesi benzetmesi ile su bazen de şair diliyle geçip giden hayata hayıflanışı anlatır.
Gezgin aşıkların uğradıkları köylerde çeşme başında su istedikleri köy güzeline vurulup türkü düzmeleri aşık edebiyatında sık görülen örneklerdendir.
Türk filmlerinde de çeşme başları hep köy kızlarının testilerini doldururken dertleştikleri, yavukluları ile bakıştıkları mekan olarak gösterilmiştir beyaz perdede…
Şairler ömrün geçmesini akarsuya benzetmişler, ömrün akıp gitmesinin önüne geçmek için de iksir aramışlardır. Bu iksir bengisu denilen ab-ı hayattır. Ab-ı hayat herkesin bulabileceği bir su değildir. Onu sadece Hızır ve İlyas Peygamberlerin içtiği söylenir.
Bursalı şair Şaban Akbaba;
Yaşamın başlangıcında su var.
Bitişinde de su!… derken doğduğumuzda suyla yıkanarak dünyaya merhaba diyoruz, öldüğümüzde de su ile yıkanarak fani aleme arınarak gitmek için yıkanıyoruz diyerek hayatımızda suyun önemini ifade ediyor.