beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Naci KONYAR

facebook-paylas
“OLAYLAR VE İNSANLAR”
Tarih: 10-02-2007 00:00:01 Güncelleme: 10-02-2007 00:00:01



Bir yazımda, “Cuma hutbeleri, on dört asır öncesine gönderme yapmaktan, günümüz  gündemini yakalamaya fırsat bulamıyor.” demiştim.


On yıllardan beri, gitmediğim ve hutbesini dinlemediğim bir cuma hatırlamıyorum. İstisnası vardır elbet. Ve on yıllardır bu ülkenin canını yakan, canını acıtan onca  olayda  diyanetin dini bir perspektif geliştirdiğini ya da gündem oluşturduğunu göremedim.


Bu günden başlayalım.


İnançları gereği başını örten kızların, okuma haklarının olup olmadığı üzerine bu ülkede ilgili-ilgisiz herkes konuştu.


Genel Kurmay Başkanları konuştu.


Generaller konuştu.


Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay başsavcısı, Danıştay, YAR-SAV, HSYK, baro başkanları konuştu.


Cumhurbaşkanları konuştu.


Siyasetçiler konuştu.


Sendikaların, Sivil Toplum Kuruluşlarının yetkilileri konuştu.


Üniversite rektörleri, dekanları, profesörler, doçentler,asistanlar, öğrenciler konuştu.


Gazeteciler, yazarlar, araştırmacılar, televizyoncular  konuştu.


Cemaat önderleri, tarikat liderleri, sokaktaki vatandaş konuştu.


Bir tek diyanet konuşmadı/konuşamadı.


Hep, öğrencisini mağdur eden “devletin” yanında durdu.


Bu coğrafyanın iki kardeş halkı, Türkler’le  Kürtlerin evlatları, onlarca yıldır, on binlerce öldüler.


Cuma hutbeleri bu ölümlerin üzerine de bir şey söylemedi/ söyleyemedi.


Aynı çatışmada ölen dağdaki gençle, askere,  toplumun iki tarafında aynı kıbleye dönülüp, aynı dualarla, aynı cenaze namazları kılındı.


Diyanet, bu “yoldan çıkmışlığa” da dini bir perspektif üretmedi/üretemedi.


Belki adam öldürmenin günah olduğu söylendi ama söylenen sözler, muhataplar için bir anlam ifade etmedi. Çünkü  söz, muhataplara hitaben söylenmedi, söylenemedi.


Etnik kimlikler üzerinden üretilen bu savaşa, İslami bir analiz yapılmadı/ yapılamadı.


Oysa her iki kesimi de kuşatan dinin,  eline silah almış herkese  söyleyecek bir sözü mutlaka varmıştır.


Dini, her şeyin, her kurumun, her şahsın üstünde tutmak böyle bir şeydir zaten.


Toplumun yaşadığı bir başka sorun da  Alevi sorunudur.


Sünni zihinde  Aleviliğin bir karşılığı yoktur maalesef.


Tarafların birbirleriyle ilgili olumsuz bir önyargı bagajına sahip olduğu gerçeği gizli değildir.


Yaklaşık otuz yıldır camii cemaatinin içinde yer alan bu satırların yazarı olarak  üzülerek belirtmeliyim ki, Sünni algı neredeyse Aleviliği din dışı görme noktasındadır.


Din görevlilerinin konuyla ilgili duruşu ise cemaatten daha keskindir!


Tüm farklı dini anlayışların geliştirdiği ritüelleri, gelenekleri ”hoş karşılama” noktasında, halkta karşılık bulacak bir akımı da oluşturamadı bu ülkenin diyaneti.


Burada da devletin ideolojisinin yanında pozisyon almış olarak görüyorum Diyanet Kurumu’nu.


“28 Şubat” sürecinin hedefinde de dindarlaşan ülke vardı.


Devletin “resmi/ laikçi/ buyurgan/ jakoben aklı”,  dindarlaşanlar üzerinden bir tehdit ve düşmanlık üretmiş, namlusunu halkın demokratik tercihine yöneltmişti.


Olaylara, yaşananlara, Yaratıcının bak dediği yerden bakması ve buradan Tanrısal mesajı muhataplarına duyurması gereken Diyanet Kurumu, adeta silikleşiyor, kendini görünmez yapıyor.


Tarihsel bir aktör olması gerekirken adeta figüranlığı seçiyor.


Kendimce mantıksal bir çıkarım yapmaya kalkınca, bu yazının sonuç cümlesi/ cümleleri  şöyle kuruluyor:


Devlet, Diyanet Kurumu’nu, dini “kontrol” edebilmek için kurmuş,  ondan vazgeçememektedir. Ve/fakat





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI