Ahmet Yüksel Özemre ‘ Üsküdar Ah Üsküdar’ ismini verdiği kitabında Üsküdar’ın eski haline duyduğu derin özlemi anlatır. Kitabın bir bölümünün adı ‘ Üsküdar sehaveti’dir’
Sehavet; hiçbir karşılık beklemeden ve kimse bir şey istemeden lütf etme, kerem, cömertlik…
Yazar bu bölümde zamanının Üsküdar esnafını şöyle anlatıyor:
‘ Çocukluğum ve gençliğimin Üsküdar’ında beşeri münasebetlerin en bariz ve en belirleyici özelliği neydi diye sorsalar, buna hiç düşünmeden vereceğim cevap: sehavet’tir. Bu özellik Üsküdar’ın her semtinde mesken tutan esnafın ortak hasleti idi.
Çarşının Müslüman esnafı da gayr-ı Müslim esnafı da sabahleyin birbirini gözetler, eğer kendisi siftah etmiş de komşusu daha henüz siftah etmemişse, ikinci gelen müşterisini: ‘ efendim komşum henüz siftah etmedi. Rica etsem, ona gidebilir misiniz?’ diye müşteriyi komşusuna yönlendirirdi.
Müşteriye kazık atmak şöyle dursun, islami tasarruf endişesiyle, müşterinin fuzuli para harcamamasına bile dikkat ederdi. Kasaya girecek olan paranın daha fazla olması esnaf için asla bir cazibe teşkil etmezdi. Mesela Düzgünman’ların aktar dükkanında 50 kuruşluk çekilmiş karabiber almak isteyen müşteriye ‘ bayatlayınca kokusunu kaybedeceği’ hatırlatılarak ‘ şimdilik 25 kuruşluk karabiber almanın daha isabetli olacağı’ ikaz edilirdi.
Müşterinin hakkının geçmemesi için, malın ambalajlandığı kağıdın aynısı terazinin ağırlık kefesine dara olarak konur ve daha da garantili olsun diye ayrıca, tartılan malın birkaç gram daha ağır çekmesine özen gösterilirdi.
O devirde Üsküdar esnafının terazisi hiç dengelememek gibi tuhaf bir adeti vardı.İster manavda, ister bakkalda, isterse kasapta isterse balıkçıda olsun ne tartılırsa tartılsın,tartılan tarafın kefesi daima ağır basardı.Tartılan ister patlıcan,ister domates,ister kıyma,isterse bulgur olsun terazi tam dengelenmişken tartılan tarafa bunlardan bir miktar daha atılırdı.
Hele o devrin kasapları asla,bugün yarım kilo kıymayı 50 gramlık mukavva ile birlikte tartan ve mukavvanın kilosunu da müşteriye et fiyatından sokuşturmaya kalkışanlar gibi değillerdi.Çıplak et tartıldıktan sonra ambalajlanırdı.Esnaf haramdan korkar,bunun için de “Betim,bereketimdir” diyerek müşteriye daima bir nebze fazla mal tartardı.
Kumaş,kurdela yada don lastiği ölçerken tuhafiyeciler de daima beş-on santim daha fazla keserlerdi.
Fırınların,manavların ve kasapların kendilerine mahsus fıkarası vardı.Satılmamış ekmekler,çürümeye yüz tutmuş sebze ve meyve,etlerden arda kalan kemikler gün sonunda fıkaraya tahsis edilirdi.Lokantalar ertesi güne bırakmak istemedikleri yemekleri akşam kapıları önünden geçen fakirlere verirlerdi.”
Yazarımı