Pîri Türkistanî Hoca Ahmet Yesevî , binli yıllarda yaşamış bir mutasavvıftır . Kazakistan sınırları içindeki Yesi ‘ ( Türkistan bugünkü adı ) de doğan ulu şahsiyet , Anadolu ‘ da yeterince tanıtılamadığı için , değerli bir yalnız diye başlık attım . Gerçekten de , bu kadar İslam ‘ a ve milletimize rehberlik etmiş adamı , böyle sessiz bir kişilik olarak mı anacağız ? İslam ‘ ı Türklere sevdiren , ehli tarikat olarak, sevenlerini yoluna çağıran bir yüce kişilik , bir ara Buhara erenlerinin ve İslam alimlerinin yanına da gider . Tekrar Orta Asya ‘ ya dönen Ahmet Yesevî , kaldığı yerden tekke eğitimine ve irşada devam eder . Bizim İbni Haldun’ umuz Hoca Ahmet Yesevî ‘ dir . Dolayısıyla ilk sosyoloğumuz da odur!
Anadolu insanı ; Mevlana ‘ yı , Yunus ‘ u , Hacı Bayram Veli ‘ yi tanır ama , Ahmet Yesevî ‘ yi tanıyamaz . Acaba nerede yanlış yaptık ? Ahmet Yesevî nin politik mahfillerde çok bilinmesine rağmen, halk arasındaki bilinmezliği nedendir ? Onu bize ilk tanıtan ünlü alim Mehmet Fuat Köprülü ‘ dür . Onun Orta Asya ‘ da olması , anlamamızı geciktirdi mi desem ! Fuat Köprülü ‘ nün İlk Mutasavvıflar adlı eseri , onu tanımamıza yardım eden bir başucu eseridir . Üniversite yıllarımızda , hocalarımız ısrarla bu eseri okuturdu da , biz işin rengini ve kıymetini anlamazdık ! Yani entelektüel camiada da bir Yesevî körlüğü var ! Oysa onun mezarı bile , ikinci Kabe (!) mesabesinde ilgi gören bir yerdir ! Geç dönem edebiyat dünyamız nihayet onu ve eseri Divan-ı Hikmet ‘i tanımaya başladı .
Türkler Orta Asya ‘ da Müslüman olmasına rağmen , tasavvufla ilgisini kesmemiştir . Oysa Anadolu ‘ da aynı yıllarda gözle görülür bir medrese etkisi vardı . Belki de bu bakış farklılığı Anadolu Müslümanlarını İslam ‘ ın tasavvuf içindeki renkli ve zengin yorumlarını görmelerini engellemiş olabilir diye düşünüyorum . Halbuki sufi yorum Anadolu ‘ yu Müslümanlaştırdığı kadar , Müslüman Türkmen Orta Asya ‘ dan da fikren uzak tutmuştur . İşte Ahmet Yesevî bu sufî yorumun Orta Asya ayağıdır . Bugün buna ve bu tip yorumlara ihtiyacımız var . Farsça yazan Mevlana ‘ nın şiirsel yorumlarını anlamakta zorlanan Anadolu erenleri , Türkçe yazan Ahmet Yesevî ve düşüncesine daha açık olmalıydı. Biz , İslam ‘ ı da şiirle öğrenen bir ecdadın torunlarıyız . Mevlevî gelenek zor ve elit bir hava da olmasına rağmen , Yesevî erenleri ve talebeleri oldukça halka yakın ve avamîlerdi . Yesevî , Farsça ‘ yı iyi bilmesine rağmen , Türkçe ‘ yi tercih ettiğini Hikmetlerinde belirtmiştir .
Hoca Ahmet Yesevî ‘ nin yetiştirdiği İslam alperenleri , Balkanları ve Anadolu ‘ yu baştan başa dolaşarak , İslam ‘ ı -sufî geleneği- çok iyi bir şekilde anlattılar . Bu tebliği yaparken , ellerinde de Divan-ı Hikmet parçaları vardı . Gerçi eserin toparlanması ve yazıya sağlıklı aktarılması bin yedi yüzleri bulmuştu ama , onlar için sözlü kültür ve araçlar da yeterliydi . Şimdi koca koca fıkıhçılarımız var ama , bir Yunus , Ahmet Yesevî çıkaramıyoruz . Bunu kendimize sormalıyız . Niye işler iyi gitmiyor ? Niçin gönül elçisi sufiler yetiştiremiyoruz ? Bilgiye ve retoriğe itirazım olmaz . Müslüman olarak bunu sormak hakkımız olsa gerek . Yani iman var ama , aşksız bir dindarlık ortada dolaşıyor .
Hoca Ahmet Yesevî manevi dünyamın mimarıdır . Ne zaman Hikmetleri okusam , içim bir hoş olur . Hikmet artık bir tür olarak algılanmalı ve o dikkatle incelenmelidir . Çok filozofik olan Hikmetler , bize ışık tutmaya ve inanmışlara rehberlik etmeye devam ediyor . Değişik metinler ve parçalardan hareketle , Pîri Türkistanî ‘ yi tanımaya çalışalım . Hocanın amacı edebiyat yapmak ve süslü sözler söylemek olmadığı için , metinler biraz didaktik durabilir . Diyanet baskısı Divan-ı Hikmet ‘ten vereceğim bentler , günümüze bile yol gösterir niteliktedir : “ Ümmet olsan, gariplere uyar ol / Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol / Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol / Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte.” Yunus ‘ un deyimiyle taş yürekli Müslüman yetiştirmemek için , yukarıdaki dizelerin gereğini yapmalıyız . Ayet , hadislere duyarlı ol diyen Hoca Yesevî ; gözü tok bir Müslüman ve istekli bir mümin adam tarifi yapmaktadır . İsraf ekonomisine ve kapitalizme teslim olmuş taş yüreklere itiraz ediyor .
Hoca Ahmet Yesevî ‘ nin bulunduğu makamı anlamak için , yine hikmetlerine bakmakta yarar var . Manevi hükümdarımız olan kişinin , makam-ı tarikatte nerelere geldiğini anlamak için : “Nam ve nişan hiç kalmadı, "Lâ... -La..." oldum; / Allah zikrini diye diye "...illâ..." oldum; / Halis olup, muhlis olup "...lillah" oldum; / "Fena fillah" makamına geçtim ben işte.” İslamiyete girişimizin önderlerinden birinin anlatımına ve has diline bakar mısınız ? Herşeye hayır diyen birisi iken , evet diyen bir mümin oldum . Allah Allah diyerek fenafillaha erdim diyen usta , ulaştığı mertebeyi ve serüvenini ne kadar doğal anlatıyor . Bugün bile imrenerek ve inanarak okuyor , yaşamaya çalışıyoruz . Bu kodlarımız kaybetmezsek ve erenlerin gönül dilini iyi anlayan nesiller yetiştirirsek , kim tutar bizi ! Bu dizeler tasavvufun şiir yoluyla anlatımını ve tarikat dilini kolaylaştırmıştır . Şiirini İslamın emrine vermiş bir yüce dervişin yoldaşı olmak bana ayrı bir gurur veriyor . Çok yaşa Yesevî üstat . Yolumuzu aydınlatmaya ve milletimize rehberlik etmeye devam ediyorsun .
Günün kitabı : Rafet Elçi , Ahrar , Roman , Litera Yay .