Türkiye’de tonu zaman zaman azalsa da sıkça gündeme gelen tartışmalardan biridir laiklik. Son olarak MEB’in okullara Ramazan etkinliği bağlamında gönderdiği yazı yine bildik tartışmalara yol açtı. Kamuoyunda tanınan bir grup insan bu durumdan çok rahatsız olmuşlar ki “laiklik elden gidiyor” vurgusu taşıyan bir bildiri yayınladılar. Günümüzdeki tartışmaların geçmişten farkı yüksek bürokrasinin durumdan vazife çıkarıp ayrı bildiriler yayınlama yahut hükümete ayar verme moduna girmemeleri. Askeriye, yargı, Yök gibi kurumlar işine bakıyor ve bu konuda kimsenin pek gazına gelmiyor yani. Fakat canım ülkemde bu tartışmalar kısa vadede hiç durulacağa da benzemiyor. Bizim çocukluğumuz ve gençlik dönemlerimizin neredeyse her günü bütün bu hararetli tartışmalarla geçti. Kargaşa büyük ölçüde laiklik yorumundan kaynaklanıyor. Anayasa devletin yönetimini laiklik olarak tanımlıyor fakat bunun nasıl uygulanacağı ile ilgili sarahat söz konusu değil. Bu yüzden yargı erklerindeki yaklaşımlar da siyasal konjonktürlere göre değişiyor.
Öteden beri bir yaklaşım laikliği çok radikal bir biçimde algıladı ve dinle ilgili her türlü kısıtlamayı hatta yok saymayı laiklik kapsamında değerlendirdi. Söylem ve tepkilerinden din adına en küçük bir emare ya da alametin sosyal hayatta görünür olmasına tahammül edemedikleri anlaşılıyor. Bu yüzden taleplerine baktığınızda bunların laiklik algısının tamamen din karşıtı bir noktada konumlandığını anlamak hiç zor değil.
Diğer taraftan meseleye daha ılımlı yaklaşanlar laikliği gerçek anlamda din ve vicdan özgürlüğü olarak anlıyorlar ve bütün dini inançların güvencesi olarak görüyorlar. İnsanların dini vecibelerini yerine getirme hakkını laiklik ilkesinin bir gereği olarak görüyorlar. Geçmiş dönemlerde devlet kurumlarında başörtüsü yasağı yıllarca en sert şekilde uygulandı; öğrenciler okullara alınmadı, alınanlar da eğer öğrenci ise üniversiteden, memursa kurumundan ihraç edildi ve bütün bu can sıkıcı olaylar hep laiklik ilkesine dayandırıldı. Eşi başörtülü olan bazı devlet personelinin takibata uğraması, terfi ettirilmemesi hatta ihraç edilmesi olağan hallerdendi. Diyanet, İmam-hatipler, Kur’ân Kursları gibi resmî kurumların konumu da sık sık laiklik anlayışı ve algısı etrafında sorgulanırdı. Yine resmî kurumlarda bir küçük mescit yapılması gündeme gelse mesele hemen laiklik duvarına toslardı. Örneğin öğrenciler bu mescitte namaz kılsa “toplu namaz” adıyla suç işlemiş gibi lanse edilirdi. “İrticai faaliyet” denilen bir yargısız infaz söylemi vardı ki değme gitsin. Milyonların desteğini alan partiler bu söylemle kapatıldı. İktidar partisi Ak Parti de ilk yıllarında benzeri hukuki davalarla mücadele etti.
Kahir ekseriyeti müslüman olan bir ülkede devlet laikliğin hangi yorumunu uygulayacaktır? Dini sosyal hayattan tamamıyla dışlayıcı sert yorumlarla dikilen laiklik elbisesinin bu topluma dar geleceğini düşünüyorum. Çünkü İslam’ın çok güçlü bir inanç ve ibadet sistemi var. Bu sadece kalpte veya vicdanlarda belli belirsiz bir duygunun hapsolmasından ibaret değil elbette. Günlük ve haftalık ibadet, dini bayramlar, bir aylık Ramazan orucu, yeme ve içmede helal-haram ölçüsü, örtünme vs. dini yükümlülükleri hayatın herhangi bir alanından izole etmek mümkün değil. Bazıları görmek istemese de toplumsal hayat toplumun dini telakkilerine bağlı olarak sosyal, iktisadi ve kültürel olarak ciddi düzeyde hareketlenme yaşar. Bu nedenle böylesine büyük bir gerçeklik karşısında dini yok sayan laiklik anlayışının bizim gibi halkı müslüman bir ülkede her zaman sorun, gerilim ve krizler üretmesi kaçınılmazdır. Kurum mescidi olmadığı için namazlarını yıllarca karanlık kalorifer dairelerinde kılanları dinleyip görmüştüm. Mesai sınırlarına takıldığı için Cuma namazına gidemeyen gidemediği için de vicdanen son derece rahatsız olanları da. Kendi ülkesinde başörtüsü ile okuma fırsatı bulamayan öğrencilerin Avrupa ülkelerinde eğitimlerine devam edebilme garabetini de.
Yıllar önce Meb’e bağlı bir okulda öğretmen olarak çalışıyordum. Öğrencilerle bir mevlid-i nebi programı yapmak istemiştim. Belirli gün ve haftalar içinde olmadığı için bu programın yapılamayacağı yönünde homurdananlar olmuştu. Okul içinde tartışmalar büyüyünce İlçe MEM’den aldığımız türlü şartları havi bir olur yazısı ile ancak yapabilmiştim programı. Halbuki din dersi öğretmeni olarak böyle bir programı yapmamdan daha doğal ne olabilirdi? Ancak işte bu bile bazı kafalardaki laiklik engeline takılabiliyordu.
Radikal laiklik anlayışının kendisi ile çelişir biçimde metazori bir din yorumu dayattığını görmek gerekir. Bu yaklaşım bir başkasının dindarlık sınırlarını, ne kadar dindar olacağını, örneğin nerelerde başörtüsü takabileceğini, Cuma namazına gidip gidemeyeceğini “ancak ben belirlerim” şeklinde tayin etme hakkını kendinde görüyor. Halbuki laiklik anlayışının din ve vidan özgürlüğünün teminatı olarak her türlü baskıyı dışlaması gerekiyordu. Bu ülkenin kız çoluklarının öz vatanlarında başörtüsü yüzünden eğitim hakkının elinden alınması ve bu yüzden kimi Hristiyan ülkelerde okuyabilmeleri bir utanç örneği değil miydi? Bu Hristiyan ülkeler hangi sistemle yönetiliyordu? Bir Amerikan başkanının göreve kutsal kitapları İncil üzerine yemin etmesi onları laik ve bilimsel olmaktan çıkarmıyor. Biz de olsa günlerce laiklik tartışmaların süreceğinden şüphemiz yok. Demem o ki yakın tarihimizde bu konularda kantarın topuzu epey fazla kaçmış durumda.
Toplumun büyük kesiminin radikal laiklik yorumundan, bu minvaldeki uygulamalardan ve üretilen gerilimlerden çok memnun olduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim AK Parti’nin uzun süre iktidarda kalma amillerinden birinin de bütün malum baskıların ardından inançlara saygılı laiklik anlayışını benimsemesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Kamuda ve üniversitede başörtüsü yasağını kaldırması, Cuma namazına gidebilme özgürlüğü getirmesi bunun en açık örneklerinden biri olmuştur. Sol siyasetin son zamanlarda sağa kayan söylemlere yaklaşması da bu gerçeği görmeye başlamalarıyla alakalı kanaatindeyim. Başkanlık sisteminin getirdiği yüzde elli birlik büyük oran da sol siyaset adına ister istemez bu esnemeyi beraberinde getiriyor doğrusu. Son seçimlerde oy oranlarının yükselmesinde toplumun inanç değerleriyle çatışan söylemlerden kaçınma ve daha mutedil adaylarla seçime gitme siyasetinin etkisi de olmalı. Her halükarda bu anlayış değişiklikleri sayın Cumhur Başkanı’nın uzun süren kararlı iktidar tecrübesinin dönüştürücü etkisinden kaynaklanıyor.
Ramazan etkinlikleri bağlamında okullardan gelen görüntüleri izledim. Çocuklar okullarındaki bu etkinliklerden çok memnun ve mutlu görünüyorlar. Teneffüste koro halinde ilahilere eşlik ediyorlar. İslam’la ilişkisi bin yıllık bir geçmişe dayanan bir milletin evlatlarının Ramazan sevincini yaşamaktan daha doğal ne olabilir? Sonra bu mübarek ay yardımlaşma, dayanışma ruhunun zirveye çıktığı bir ay olarak değerler eğitimi açısından da önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Öyleyse bırakalım çocuklarımız okullarda Ramazan sevincini yaşasınlar, hissetsinler. Her şeyden önemlisi kimse radikal laiklik yorumunu müslüman çocuklarına dayatmasın. Zira bu elbise bu bedene uymaz, uymuyor, uymayacak.