beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Recep Orhan Özel

facebook-paylas
İLAHİ BUYRUKLAR VE SINANMA
Tarih: 06-03-2026 09:06:00 Güncelleme: 06-03-2026 09:06:00


Yüce yaratıcımızın pek çok sıfatlarından birisi de “hakîm”dir. Bu sıfat Kur’ân’da otuz sekiz defa Allah’ı nitelemektedir. Anlam olarak Allah’ın, yaratmasında, yaşatmasında, hükümlerinde ve idaresinde gelişi güzel ve tesadüf üzere davranmadığını, belirli amaç ve gayeleri gözettiğini vurgular. Bu bağlamda ilahi emir ve yasaklar sırf insana yük olsun diye veya amaçsız bir şekilde konulmamıştır. Bu nedenle ilahi buyrukların birçok hikmetleri olup her biri bireysel, toplumsal, maddi ve manevi açıdan bir ihtiyaca cevap vermektedir.

İlahi hükümlerdeki hikmeti sınırlandırmak, kuşatmak, tüketmek yahut izahta son noktayı koymak mümkün değildir. Çünkü hakîm, sonsuz hikmet sahibi anlamına gelmektedir. Kur’ân hakîm sıfatını çoğunlukla “alîm” ve “azîz” sıfatlarıyla beraber kullanır. Çünkü hikmetli olabilmek için aynı derecede ilim ve kudrete sahip olmak gerekir. Bazı amaç ve gayeler de zaman ve koşullara göre farklı farklı tezahür edebilir. Bu insan bilgisinin her daim gelişimi yanında ne kadar ilerlerse ilerlesin sonsuz bilgi ve hikmet karşısındaki sınırlı kalışından ileri gelir. Onun için yaratılış hikmetlerini öğrendikçe mükemmel tasarım karşısındaki hayretimiz ve acziyetimiz de o ölçüde artar.

Şunu unutmamak gerekir ki Allah’ın, kulundan isteklerini sadece fiziki, tıbbi, ruhi vs. faydalar düzlemine indirgememek gerekir. Zira ilahi talepler Allah-kul düzleminde Yaratıcıya karşı sadakat ve samimiyeti ortaya koyan yönleri de haizdir ve bu da hikmetin bir parçasıdır.

Kur’ân’da anlatıldığı kadarıyla İsrailoğulları’nın Talut isimli bir hükümdarı vardı. Ordusuyla sefer halindeyken askerlerine, “Allah sizi bir nehirle sınayacak. Kim ondan kana kana içerse benden değildir. Kim de o sudan yalnızca bir avuç hariç içerse bendendir.” dedi. Ancak askerlerin pek azı hariç hepsi o sudan kana kana içtiler.” (Bakara 249) Sonuçta sudan bol bol içenler savaşma güç ve enerjilerini kaybettiler. Fakat emre itaat eden sadık askerlerle sabırsız ve sebatsız olanlar ayrıldı. Böylece ordu, sefer halinde en çok lazım olan moral motivasyon duygusunu bozucu neferlerden arınmış oldu.

Zorluklar, külfetler, fedakarlıklar samimi olanla olmayanları ayırır. İçten ve candan olanlar, gerçekten sevdiği şeyler uğruna bazı fedakarlıklar yapmaktan asla çekinmezler. Ancak samimiyet yoksa, sevgi kalpte değil de sadece dilde ise zorluklar göğüslenmez, sabredilmez. Şu dünya hayatında nice dost görünenlerin yolları zor zamanlarda samimiyetsizlik yüzünden birbirinden ayrılmıştır. Kullar ile refik-ı alâ (en yüce dost) arasındaki durum da böyledir.

İbadetler de faydaları yanında bir yönüyle külfettir. Bunun için dinimizde kişi için yükü, külfeti üstlenen, sorumlu anlamlarında “mükellef” denir. Çünkü her ibadetin kendi içinde maddi veya manevi bazı zorluğu vardır. Böylece isteyen istemeyen, seven sevmeyen belli olur, ayrışır. Mesela Kur’ân-ı Kerîm’de namazla ilgili olarak “O, ancak Allah’a derin saygısı olanlara ağır gelmez.” (Bakara 45) denilmektedir. Örneğin seher vakti tatlı tatlı uyurken sabah namazına kalkılacaktır. Gün içinde ticaret, sohbet, gezme, alışveriş gibi keyifli bir dünya meşguliyeti varken ara verip huzur-ı ilahiye koşmak, soğuk havada şadırvanda abdestini almak, seyahatte halinde namazı gözetmek vs. bir yönüyle “külfet”tir. Bütün bu külfetlere elbette yaratıcıya karşı derin saygı duyanlar takılıp kalmazlar. Çünkü ülfetin olduğu yerde külfet kaybolur.

Zekât, sadaka ya da genel manada infak insanın “yaratıcı-mal sevgisi” denkleminde bir tür sınanmasıdır. Hani can malın yongası demişler. İnsan fıtratında dünyaya bir meyil vardır. Ancak bu meyil kişide cimriliğe dönüşmüyorsa, kişi Allah için verebiliyorsa Allah sevgisi dünya sevgisine galip gelmiş yani sınavı geçmiş demektir.

Cihad can sevgisini sınar. Vatan, mabet, ezan gibi kutsal değerler uğruna cihat can sevgisiyle sınanmaktır. Nitekim cihatta var olan yüce hedefler açısından cepheden kaçmak büyük günahlar arasında sayılmıştır. Hz. Peygamberin gazalarına bakılırsa bu zamanlar münafıkların açığa çıktığı dönemler olmuştur. Çünkü Allah’a, Peygambere, ahirete iman etmeyen kimse Allah yolunda şehadeti yani can vermeyi göze alamaz. Şehadeti göze alanlara ise ölümsüzlük bahsedilmiştir. Çünkü samimi olmayanlar kar etmeyi düşünür belki ama fedakârlık yapamaz.

            Oruç için de durum aynıdır. Şüphesiz orucun bedensel ve ruhsal yönden birçok faydaları vardır. Ancak oruç yeme içme zevkinde kişiyi sınar. Yeme içme insan için hem bir ihtiyaç hem de lezzet verici bir eylemdir. Dilimizde “Damak zevki” diye bir kavram dahi vardır. İnsan lezzetli yemekler yemekten zevk alır. Oruç tutan kimse açlık ve susuzlukta nefsinin istekleriyle Allah'a itaat arasında bir tercihte bulunmuş olmaktadır. Sabredip nefsini yendiğinde sınav geçilmiş olmaktadır. İftar vaktini düşünelim; nimetler sofraya konur. Acıkmış ve susamışsınızdır. Ancak o an gelmeden eliniz nimete uzanmaz, uzanamaz. Çünkü nimetin sahibinin izni gerekir. O, izin vermeden olmaz, olamaz. Tüm benliğimiz, nefsimiz, arzularımızla O'na teslim olmuşuzdur. Ve sonra yücelerden müsaade gelir. Güzelce sabredenler nimetlere kavuşur. Bu sanki dünya sonrası ahiret hayatının provasıdır. İşte bu dünyada helalle yetinip harama karşı “oruç olanlar” sınavı geçtiklerinden cennet sofralarında ağırlanacaktır. Ülfetimiz bol, külfetler yok olsun.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI