Kürt gençlerin, YSK’nın demokratik olmayan kararına karşı gösterdikleri tepkiyi şiddet üzerinden üretmelerini bir çelişki olarak gördüğümü yazmıştım iki önceki yazımda.
Tanıdığım, samimiyetine güvendiğim genç kardeşim tepki gösteriyor bu yazdığıma.
“Ne yapılabilirdi ki? “YSK son gün çıkıyor, ‘siz seçime katılamazsınız’ diyor.
Resmen Kürtleri sokağa çekiyor, sistem, tuzak kuruyor.” diyor.
***
Şiddetin dışında bir şey yapılamayacağını sanmak, aklı devre dışı bırakmak demektir.
Şiddet, bir akılsızlık halidir…
Zekasızlık hali…
Vicdansızlık hali…
Aklın, zekanın ve vicdanın olmadığı alan, şiddete tekabül eder elbette…
Merhametsizliğe…
Vahşete…
***
Aslında ne çok şey yapılabilirdi…
Hem de sokakları ateşe vermeden…
Yakmadan, yıkmadan ortalığı…
Ölmeden ve öldürmeden…
***
Ancak Kürt gençlerinin, ortalama Kürt’ten farklı olarak, ayrışmayı ve ayrılmayı içinde barındıran bir şiddeti benimsediklerini görüyoruz.
Sloganlarına “Türk Devleti düşmanlığı” üzerinden üretilmiş “milliyetçi/Kürtçü” bir söylem hakim…
Bu söylemin silahlı örgüt tarafından “öğretilmiş” bir söylem olduğu kesindir.
Dinin daha derin yaşandığı Kürt coğrafyasında, bunun bir gereği olarak inanç birliğine değil, etnik kimliğe anlam yüklenmesi çarpıcıdır!
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da dinin bir ortak duygu olmaktan çıkarılması, ya da en azından zayıflatılması, bunun yerine Türklüğün ortak duygu olarak inşa edilmesi, cumhuriyetçi kadronun ana fikriydi.
Ve bugün yaşadığımız sorunun ana temasının da bu ortak Türklük duygusunun “dayatılması” olduğu bilinmektedir.
Bu coğrafyada bir Kürtçülük dayatması ya da bir “Kürt ulusalcılığı” inşası, Türk ulusalcılığının akıbetine uğrayacaktır.
Kürt ulusalcığı