屔ķONT style=”FONT-SIZE: 8pt”>
Hatıraların daha çok genç insanlar tarafından okunmasının doğru olacağına inananlardanız..
Çünki önlerinde yaşayacakları uzun bir yaşam olan genç insanların, hikmet ve ibret alacağı bir hayat setidir hatıralar…
46 yıl önce kurucu meclisle alakalı yazmış olduğu bir yazısından dolayı sıkı yönetim tarafından göz altına alınışının, mahkemelere verilmesinin, İsviçre’ye gitmek zorunda bırakılışının vicdan ezintisini anlattığı kitabın sahibi 1961’in Samsun Senatörü, hukuk alimi, demokrasi abidesi Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL’dir…
Kitabın bir bölümünde gözaltına alınıp atıldığı hücresinde kurduğu hayalle sohbette bulunur. Bu sohbeti okuyucularımızla paylaşmak istedik. Dünyanın binbir türlü halinin olduğunun unutulmaması gerektiğini hatırlatmak adına…
“Hücrem, ik metre uzunlukta ve bir metre genişlikte, dışarı ile irtibatı yalnız kapısındaki sigara paketi büyüklüğünde bir delikten ibaretti. İçerde dar bir sedirden başka oturacak elbise, eşya koyacak hiçbir şey yoktu. Evden gelen battaniyeyi üstüme aldım. Yastığı da sedirin kum torbası yastığı üzerine koydum. Dirseğimi dayayarak derin bir düşünceye daldım.
İçimin vicdan levhasında iki hayal belirdi. Biri şerrin ve şeytanlığın, diğeri hayrın ve insanlığın hayali…
Önce şerrin hayali konuştu:
– “Sen, dedi. Doğdun, büyüdün, ihtiyar oldun, şu hayatın bir türlü manasını anlamadın, gittin. Bir şeyler öğrendim sanıyorsun. Fakat hayatı hiç öğrenemedin. Bunu, bari kalan ömründe öğren. Hayatın manası, yiyip, içip eğlenmektir. Mukaddes olan ömrü en keyifli bir şekilde yaşamaktır. Bunun için de ne lazımsa yapmaktır.
Millet ve memleket meselesi sana mı kaldı? Senden evvel çokları bu işle uğraştı, ömürlerini senin gibi kahır içinde bitirdi. Düşün biraz: İstanbul’un en nefis yerlerinden birinde dayalı döşeli evin var. Baremin en yüksek maaşını alıyorsun. Sıfatın, mevkiin çoklarını imrendiriyor. Ne istiyorsun başka? Ye, iç keyfine bak. İnsan dünyaya iki defa gelmez. Akan ırmaktan iki defa aynı su içilmez.
– Peki benim insan olarak vazifelerim yok mu?
– Sen yat keyfine bak. O vazifeleri başka insanlar görsün.
Ömrünün sonlarında, sözlerimi dinle:
Ok gibi doğru sözlü olma. Seni yabana atarlar. Yay gibi eğri, ol ki, seni elde tutsunlar. Muhitini kendine elbisen gibi giydir. Aldat, yalan söyle, olduğundan başka görün. Düşündüğünden başka konuş. Millet işleri dediğin şeylerle satranç oynar gibi oyna…”
Bunalmış ve içimi bir yeni pişmanlık bürümüştü. Yolumdan caymak ve kalan ömrümü şerrin dediği gibi, sırf kendim için yaşamak istiyordum. Birden bire hayrın ve insanlığın hayalinin seslenişi ile irkildim.
– “Dur, karar vermeden beni de dinle. Ben şerrin ve şeytanlığın fikrinde değilim. İnsanlığın bu gün ki terakkisi temiz tıynetli insanların feragat ve fedakarlığı sayesinde olmuştur. İnsan dünyaya borçlu gelir. Bu borç, içtimai hayatta vazife adı alır. Hak, vazifenin bir karşılığı ve mükafatıdır.
Önce ailemiz, sonra sayesinde yiyip yaşadığımız milletimize karşı borçlarımız ve vazifelerimiz var. Bunları sadakatle ödemek insan için ölçülmez bir zevk ve mutluluk kaynağıdır.
Gittiğin yol, hayrın ve insanlığın yoludur. Ondan şaşma. Üzülme, sen mazlumların gönüllerinde yaşayacaksın. Kaderine boyun eğ. Kader levhasının yazısını değiştiremezsin. Herkesin yolunun sonu ebediyettir. Ebediyette ise, erken gidenle geç giden birdir.”
Sayın Ali Fuat BAŞGİL gibi bu ülkede haksızlığa uğrayan, sıkıntı çeken nice memleket evlatlarının şerrin hayaliyle sohbet ettiğini biliyoruz.
Ve düşünüyoruz;
Biz niçin birbirimize bu kadar hor bakıyor, vatandaş sevgisiyle muamele edemiyoruz. Niçin karşımızdakinin de hürmete layık insan olduğunu kabul etmiyoruz.
İdarecilerimizin itimat ve iltifatına layık olmak için mesleğimize yıllarımızı vermiş olmak yetmezse insan ne olmalı ve nasıl bir sıfat taşımalıdır.
Yanakları kızaran onurlu bir yaratıktır insan. Ona potansiyel suçlu gözü ve şüphesi ile yaklaşılmasını doğru bulmuyoruz.
Diliyoruz;
Hepimizin vicdan levhasında hayrın ve insanlığın hayali eksik olmasın.
Okuyucularımızın Regaip Kandilini kutluyoruz.