岌ķONT style=”FONT-SIZE: 8pt”>
ERMENİ SORUNU ve AYNAYA BAKMAK
Amasya’mızda olduğu gibi Anadolu’nun bir çok yerine yerleşen ermeni vatandaşlarımız, Osmanlı Devleti’nin “tebayı sadıkası” diye tanımlanırmış. Osmanlının en güvendiği azınlık ermenilermiş. Hatta öyle ki hacca giden bazı Osmanlılar evlerini, önemli eşyalarını ermeni komşularına emanet ederlermiş.
Osmanlı Devletini parçalamak isteyen emperyalist devletler, İmparatorluğun “tebayı sadıkası” diye tanımlanan ermenilere bağımsızlık vaad ederek isyana, ülkede karışıklık çıkarmaya zorlanmışlar.
Osmanlı Devleti 1 Kasım 1914’de Almanlarla birlikte savaşa girince, doğrudan Ruslar saldırıya geçmiş, Osmanlı Ordusundaki Ermeniler, silahlarını atarak Rus Ordusuna kaçmışlar, Osmanlı Ordusunun gerisinde bulunan Ermeni Komiteciler ayaklanmış, iki ateş arasında kalan Osmanlı Hükümeti de, sonunda 27 Mayıs 1915 tarihinde “Tehcir Kanunu” çıkarmıştır.
“Tehcir” sözcük anlamı göç ettirmektir. Yani insanları bir yerden bir yere göndermektir.
Bir devlet düşünelim ki dört cephede birden savaş halindedir. Yıllardır beraber yaşadığı güvendiği bir azınlık ona isyan etmiş, düşmanla beraber olmuştur.
Bu durumda olan devlet ne yapar.
Kendini korumak için tedbir alır. İşte Osmanlı’nın yaptığı da budur.
İsyan edenler savaş bölgesinden çıkarılmış, yine kendi sınırları içinde bulunan Suriye’ye göç ettirilmiştir. Üstelik Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin tehrici sırasında onlara zarar görmemeleri için gayret göstermiş bu konuda arşivlerimizde belgeler ve talimatlar da mevcuttur.
Ermeni iddialarının biri de bu olaylar sırasında 1,5 milyon Ermeni’nin soykırıma uğradığıdır.
Bunun mümkün olmadığını belgeler göstermektedir. Çünkü, Batı kaynakları bile, o tarihteki Ermeni nüfusu hakkında 1 milyon 56 bin rakamı vermektedir. Osmanlı kayıtlarına göre Ermeni sayısı 1 milyon 300 bindir.
Ve o sırada, Osmanlı nüfus idaresinin başında Mıgırdıç Efendi adında birinin olması manidardır.
O halde 1,5 milyon Ermeni nasıl öldürülmüştür. Bu soykırım nereden çıkmıştır.
Ermenilerin Doğu Anadolu’daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur, esasen bunu kimse inkar etmemektedir. Bir dünya savaşı, bir ayaklanma ve isyan, bunun sonucu bir tehcir söz konusudur. Savaştan kaynaklanan genel asayişsizlik ortamı, intikam duyguları tehcir edilen kafilelerin bir takım saldırılara uğramasına neden olmuştur. Hükümet bu durumunu elinden geldiği kadar önlemeye çalışmış ve sorumluları cezalandırmıştır.
Savaş günlerinin zor şartları, araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer imkansızlıklar, ağır iklim şartları, salgın hastalıklar da tehcirde zayiata sebep olmuştur. 90 bin kişilik bir Osmanlı Ordusunun Allahu Ekber Dağlarında soğuk ve hastalıktan kırıldığı unutulmamalıdır. Cephelere uzak bölgelerde, hatta başkent İstanbul’da bile unutulmaz sıkıntılar çekilmiştir. Bu zor şartlar ve sıkıntılar yalnız Ermeniler için değil bütün Osmanlılar için eşit şekilde geçerli olmuştur. Uğranılan acılar herkes için ortak acılar olmuştur.
İşte tarihçilere bırakalım dediğiniz Ermeni Meselesi kısaca budur.
Aradan 91 yıl geçmiştir.
Bu gün dost ve müttefik bildiğimiz, dillerini yıllarca Lise sırlarında öğrenmek için az emek vermediğimiz Fransa; “Ermeni soykırımı yoktur” diyeni hapse atacak yasa tasarısını 12 Ekimde Meclislerine sunacağından Fransa ile ipler iyice gerilmiştir.
Ancak “Ermenilere soykırım yaptılar” diye bizi suçlamaya kalkan Fransa, Cezayir’de müslümanlara yaptığı soykırımı hatırlamalıdır. Yani önce bir aynaya bakmalıdır. Sonra da işine bakmalıdır. Zira Fransız’ın mazisi Fransa’yı bu konuda Fransız kalmaya mahkum etmektedir…