coğrafyasındaki Türk, Arap, Süryani ve Ermeni topluluklarının “Kürtleştirilmesi” projesini gündeme koymak zorundadır. Zira “ulusçuluğun” temel öngörüsüdür bu.
Anadolu’da yaşayan herkesi “Türk” saymakla, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan herkesi Kürt saymak arasında kavramsal olarak bir fark yoktur. Birinin yanlış olması, diğerinin de yanlış olmasını gerekli kılar.
Türk aydını, süreç içinde büyük bir evrim geçirmiş, cumhuriyetin “Türk ulusalcılığı” söyleminin problem ürettiğini fark etmiştir.
Türk sağı ve solundaki liberal aydınlanma, son tahlilde, etnik kimlik üzerinden hayatı açıklamanın faşizme denk düştüğünü, temel çözümün, bireysel hak ve özgürlüklerin sağlanmasıyla olacağını öngörmüştür…
Kürtçülük vurgusunun, hayatı Kürtçülük üzerinden inşa etmenin götüreceği sonuç, bir Kürt faşizmi olacaktır.
Elbette ki kimse Türklüğünü ya da Kürtlüğünü inkar etsin demiyoruz. Herkes kendi etnik kimliğini gururla taşıyacaktır.
Ama etnik kimliği kutsallaştırıp ötekine dayatmadan…
“Birlikte yaşamak” gibi bir derdimiz varsa eğer, şiddetin dışındaki bir düzlemde, etnik dayatma yapmadan konuşmayı becerebilmemiz gerekiyor.
Zira etnik dayatmacılık şiddeti, şiddet ölümü, ölüm de ayrılıkları ve kopuşları artırmaktadır…