崜ķONT style=”FONT-SIZE: 8pt”>
ŞAİRLERİN DİLİYLE
Divan şiirlerine aşinaysanız eğer, asırlardan süzülerek akan bir kültür tecrübesinin sarraf titizliğiyle işlenmiş dizelerini seviyorsunuz demektir.
O devrin şairleri şiirlerini kültürle yoğurup söylemişler, söze değer vermişler, mana yüklemişlerdir. Haktan, adaletten, doğrudan yana olmuşlar, zamanın ve zamanenin kötülüklerini tenkit etmişlerdir.
Ruhsati Çağların değiştiremediği hakikati ne güzel ifade etmiş.
Kimse bilmez bir kimsenin kasdını
Bilen hani düşmanını dostunu
Cümlesi giyinmiş namert postunu
Avrat belli değil er belli değil…
Bazan da söyleyeni belli olmayan şiirler dolaşmış halkın dilinde zalimler için;
Zalimin ser-rişte-i ikbâlini âh keser
Rızka mâni olanın rızkını Allah keser…
Bu günün anlatımıyla;
“Bir gün gelir ikbal (talih ve itibar) ipinin ucunu, bir mazlumun ahının kılıcı kesiverir. Çünki Allah, rıska mani olanın rızkını elbette kesecektir.”
Osman Nevres de makam ve mevki sahiplerinin riyasını şiirleştirmiş;
Çok riyakâr var veli görünür
İbn Mülcem iken Ali görünür…
Etrafınıza bakın onları farkedeceksiniz..
İnsanları tanıdıkça hayvanları sevmeye başladım dedirten insanlık gidişatını şair Eşref çok önceden görmüş..
Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billahi öz kardeşimi
Gözlerim ebnâ-yı âdemden o rütbe yıldı kim
İstemem ben fatiha tek çalmasınlar taşımı…
Eskiler “Şeref-ül mekân bil mekin” demişler. Yani bir makamın şerefi oraya oturana aittir deyip oturdukları makama şeref katmışlar.
Halel getirene şiir yazmışlar;
“Nev’iya lazım değil olmak fülan ibni fülan
Marifet kesb eyle ta bir adem ol adem gibi…
Türkçesiyle; Her makama getirilecek insan için ilk tercih, adam olma vasfıdır. Yoksa falan filanın oğlu olmak lazım gelmez…
Acı çeken insanların ızdırabını anlatan şu dizelere bakınız;
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat…
Öyle bir gecenin ne kadar uzun olduğu, o gecenin karanlıkta geçen saatlerinin miktarıyla değil, o gecede yaşanılan dakikaların keyfiyetiyle ilgilidir. Gecelerin kaç saat olduğunu gama müptela olanlara sormak lazım…
Bir fıkra ile gülümseyelim.
Bektaşinin biri ağzına bir laf takılmış, ne görse ne işitse, başına ne gelse, hep aynı şeyi söylermiş;
“Bu d Allah’tan.”
Bir gün yolda giderken, ensesinde bir tokat patlamış, dönmüş, iri yarı, kilise direği gibi bir herif sırıtıyor;
“Allah’tan baba erenler, bu da Allah’tan.”
Bektaşi içini çekip başını sallamış:
– Allah’tan, Allah’tan biliyorum ama, Rabbim bunu hangi keresteye yaptırdı, ona bakıyorum!..
İnsan oğlunun başını sıkıntıya sokan tüm kerestelere ithaf olunur.
Paris’te 14 yaşında Türkçe öğrenip, 16 yaşına kadar Türkçe ve Farsça şiirler yazan Fransız çocuğu VERNE’nin gazelinden bir beyitle dostlarımıza diyeceğimizi diyelim…
Ey dost nâme-i gam ü ahzânımı oku
Tefsir-i rene-i hatır-ı giryânımı oku…
Türkçeye çevirirsek;
Dostum! Hüzün ve gamlarımı anlattığım şu mektubumu oku da ağlayan kalbimin sıkıntılarının tefsirini öğren…
Arifler anlar…
* * *
Ebnâ-yı adem – Adem oğulları
Serrişte – ipucu
İkbal – Talih düzgünlüğü
Şeb-i yelda – Kışın en uzun geceleri
Muvakkit – Vakit tayini ile uğraşan memur
Müneccim – Yıldızların durumundan hüküm çıkaran, falcı.