Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.
Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.
Bir deprem oldu… Bütün alışılmış ve kabullenilmiş, sabitlenmiş kurulu düzenlerimizi yıktı geçti… Ağızların tadı bozuldu, hayaller yarım kaldı, sayılı nefesler tükendi…
Bir deprem oldu… Küsmenin, kızmanın, kırılmanın, darılmanın ne kadar anlamsız olduğunu adeta omuzlarımızdan tutup “kendine gel, hayat çok kısa” diye sarsarak bize yeniden anlattı.
Bir deprem oldu… En sevdiğimiz insanları, en sevdiğimiz eşyaları, en sevdiğimiz yemekleri, en sevdiğimiz mekanları aslında saniyeler içinde nasıl kaybedeceğimizi yeniden kulaklarımıza fısıldadı.
Bir deprem oldu… Bizim olduğunu iddia ettiğimiz bedenimize bile, bir zerreye, bir toz tanesine bile sahip olamadığımızı, mülkün ancak ve sadece Allah’a ait olduğunu yeniden haykırdı.
Gücümüzün yettiği yer bu kadar, buraya kadar…
Burası dünya, bur da bütün işler yarım kalır…
Biz bu kadarız, işte.. Ülkemiz zaten deprem kuşağında bu nedenle her zaman deprem olacakmış gibi yaşamalıyız. Evlerimizin depreme dayanıklı olup olmadığını kontrol edelim.
Bundan sonra kenetlenme, birbirimize omuz verme zamanı. Biz ne afetlerin, ne musîbetlerin, ne belaların üzerinden geldik millet olarak, toparlarız, en güzel şekli ile toparlanırız…
Şimdi gidip sevdiklerimize sarılalım, onların yüzüne şefkatle bakalım, "iyi ki varsın!" diyelim. Sonra da işin ucundan nasıl tutulur onu düşünelim
Allah bizleri, evlatlarımızı, nesillerimizi, milletimizi, ülkemizi deprem, hortum, kasırga, sel felaketleri başta olmak üzere her türlü tabii afetten saklasın.